Uzun, ince bir yoldayım...

Lilypie Fourth Birthday tickers

31 Aralık 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı: 27/12

video


Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.


3 Ekim 2010 Pazar

Kaptan kaba aktarma

Annem yeni bir materyal bulmuş, gerek olur diye almış. Bana vermeye niyeti yoktu ama parlak mor bir karton kutu çok dikkatimi çekti ve ısrarla istemeye devam ettim. Annem de karton boncukları nasıl kullanabileceğimi düşündü ve bir Montessori aktivitesi yapmaya karar verdi.

Anneannemdeydik; iki plastik şeffaf bardak ve kağıt boncuklar yeterli oldu. Annem bir bardağı boncuklarla doldurdu, yavaşça ne yapmam gerektiğini gösterdi. Ben sağ elimi kullanmayı tercih ediyorum. Annem de içi boncuk dolu bardağı sağ elimin uzanabileceği şekilde koydu. Bir bardaktan diğer bardağa boşaltmaya başladım.
Aktiviteyi çok sevdim, defalarca tekrarladım. Sonunda sıkıldım, tümünü yere boşaltıp, boncuklardan birini ağzıma attım. Annem hemen tüm boncukları önümden kaldırdı. Mırın kırın ettim ama taviz yok. Neyse, başka zaman yine tekrarlarız.
Faydaları: İnce motor kas gelişimi, konsantrasyon, hareket koordinasyonu

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annem der ki: Annemi İstiyorum

Bu sefer kızım haykırmıyor. Bu sefer prematüre bebekler ve anneleri adına Pınar Reyhan ve arkadaşları "Annemi İstiyorum" diyor.

Çalışan annelerin toplam 16 haftalık bir izni var, biliyorsunuz. Süt izinlerini de birleştirdiğinizde toplam 23,5 haftalık süre boyunca bebeğinizle başbaşa oluyorsunuz. Bebeğiniz doğduğunda eğer şanslıysanız (doğum öncesi 8 haftalık iznin 5 haftasını doğum sonrası aktardıysan, bebeğin doğduğunda 3 haftalık doğum öncesi izninden yanan günün olmadıysa ve işyerin süt iznini toplu olarak kullanmana izin veriyorsa) 13+7, 20 hafta, yani topu topu 4,5 ay birlikte yaşıyorsunuz.

Prematüre bebekler için hayat daha zorlu başlıyor, bir süre boyunca annelerinden ayrı kalıyorlar. Tam biraraya gelecekleri zaman, anneleri işe dönmek zorunda kalıyor. İşte bu yüzden prematüre bebekler, anneleriyle daha fazla birlikte olmalı.

Eğer sen de ilgili bakanlık ve müsteşarlıkların bu konuda iyi ve güzel bir adım atmasını istiyorsan, Annemi İstiyorum'u destekle.

30 Eylül 2010 Perşembe

Annem der ki: Emzirmenin şerefine...

15.04.2009 - Doğumgünümüz...

Annem der ki: Emzirmenin şerefine...

[12 Mayıs 2010 - Krishna's Foster-Mother, Yashoda, with the Infant Krishna (12th C.) in Asian Section @ The Metropolitan Museum of Art (The Met), New York]

Bu hafta Dünya Emzirme Haftası, Avrupa'da bu hafta kutlanıyor.

Kutluyoruz, peki ne oluyor? Çoğu anne emzirmenin kaç ay devam edeceğini bilmiyor. Emziren anneler ise "hala emziriyor musun?" sorularına "Evet" cevap verince, "arogan" bir kimliğe büründürülüyorlar.

En yakın arkadaşım Mehveş, bana çoook eskiden - üniversiteydik daha - 2,5 yaşına kadar emdiğini söylemişti. Ben de bunu duyan diğer arkadaşlarım da koca bir "yuuuuuh! kardeşin doğmasaymış ne olurdun acaba?!" demiştik. Hamileliğim biterken ne kadar cahil olduğumu anladım, şimdi ise ne kadar duyarsızmışım biliyorum. Bu tepkimi gençliğime verebilirim. Ya anne olmuşlar, anneanne, babaanne olmuşlara ne demeli... Emzirmenin güzelliğini tadamamış olmalarına bağlıyorum; herkes iyi bir deneyim yaşayamıyor.

Annemin zamanında anne sütü "tu, kaka" imiş; doktorlar "mutlaka mama" diyorlarmış. Sağma cihazları da yokmuş. Öyle elle sağmaya çalıştığım 3-5 gün olmuştu; ölüp bitmiştim.

Bugün herşey daha kolay. Anne sütü teşvik ediliyor, cihazlar var; hazır bez kullanıyoruz ki vaktimiz daha verimli işlere kalıyor. Peki neden hala emzirmekten kaçınıyoruz?

Hala cevap bulamadım desem...

1 Ekim'den itibaren Dünya Emzirme Haftası kutlanıyor. Evet, kutlanıyor! ANNE SÜTÜnün şerefine çok da güzel işlere imza atılıyor.

1 Ekim 2010, Cuma günü Nişantaşı City’s'de 13.30'da sevgili Ayça ve arkadaşlarının çok değerli bir fotoğraf sergisi açılıyor: "Her Damlası Altın, Anne Sütü". 17 Ekim'e kadar açık olacak sergiye mutlaka gidin. Hemen ardından Sevgili Elif, nam-ı diğer blogcuanne, Emzirme Reformu'nun gerekliliğini anlatıyor. Bir de Leileo'nun annelerle hazırladığı defile var; vaktim olsaydı ben de podyumda olmak isterdim :)

2 Ekim 14.30'da E-bebek Çamlıca mağazasında Emzirme konusunda detaylı bir workshop düzenleniyor. Blog anneleri ve sektörde isim yapmış markalardan temsilciler hep orada olacaklar.
Detaylı program şöyle:
Moderatör: Hande Yuvakuran – Bebek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
Neden Emzirme Reformu Gerekli? – Elif Doğan, blogcuanne.com yazarı
Emzirme Teknikleri ve Pozisyonları - Ebru Temizsoy_Zeynep Kamil Yenidoğan Bebek Bakım Ünitesi Hemşiresi
Anne Sütü Konusunda neden en sağlıklı ve doğal beslenme yöntemidir? – Deniz Yemişçi, Yaşasın Hayat Kliniği Beslenme ve Diyet Uzmanı
Anne sütü ve emzirmeye yardımcı ürünler hakkında bilgilendirme – Işık Taçoğlu, Lansinoh Türkiye Ürün Müdürü ve Zeynep Ersöz, LeiLeo markası Yaratıcısı

Emziren bir anne olarak, bu projeye katkı sağlayan annelere, yazarlara ve markalara çok ama çok teşekkür ediyorum. Umarım gelecek yıllarda bu inisiyatif büyüyerek tüm ülkemizi saran bir hareket olur.


29 Eylül 2010 Çarşamba

Annemi özlüyorum.

Annemle bir süredir az görüşüyoruz. Onun işleri çok yoğunlaştı, eve geç geliyor ve yorgun oluyor. Ben de gergin. Çünkü onu çok özlüyorum; tüm gün onun geleceği saati bekliyorum.

Eskiden o gelmeden önce kıpırdanmaya başlardım, beden saatim annemin gelişini bana haber verirdi. Şimdi ne zaman gelebileceğini tahmin bile edemiyorum. Üstelik babacım da geç gelmeye başladı. Zeynep teyzemle birlikte akşam saatlerinde yemeğimi yiyorum ve sakin sakin oynayarak onların gelişini bekliyorum.


Zil çalıyor... Heyecanlanıyorum. Elimde ne varsa bırakıyorum, kulak kesiliyorum. Asansörün motor sesi geliyor önce. Kapı açılıyor ve annem karşımda. Önce yüzümü kapatıyorum, saklanıyorum aklım sıra. Annem "been geldimm!" diye sesleniyor tüm günün yorgunluğunu saklamaya çalışan bir ses tonuyla. Kıkırdıyorum, sonra bacağına sarılıyorum sımsıkı. Hemen oyuna davet ediyorum: annii-delldelll-adii.


Yere oturuyoruz, annemi oyuncaklarımla tanıştırıyorum. Annem "Harika!" diyor ve ekliyor "elimi yıkayayım, üstümü değiştireyim, yanındayım kızım." Biraz itiraz eder sesler çıkarıyorum. O kalkıyor yerden, ben de peşinden.


Artık tüm akşam ve gece peşpeşe, dipdibe ve koyunkoyna...


10 Eylül 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz, hatırlamak istediğim; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Çekmeköy - İstanbul}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.

7 Eylül 2010 Salı

Yeni ev düzeni

Büyüyorum, haliyle ihtiyaçlarım da değişiyor.

Annem uzun bir sürenin ardından yaşıma uygun olan, olmayan tüm eşyalarımı yeniden düzenlemeye karar verdi. Baby oyuncaklarım kutulanarak kaldırıldı; yaşımdan büyük olanlar paketlendi. Yaşıma uygun olanlar da düzgün bir şekilde istiflendi.


Odamda fazla vakit geçirmiyorum; çoğunlukla salondayım. Salonda bir köşede oyuncaklarım vardı ama oraya ulaşmakta zorluk yaşıyordum. Şimdi annem hepsini odama yerleştirdi. Salonda ben rahat edeyim diye kaldırdıkları orta sehpanın üzerinde tüm oyuncak ve materyallerim. Ben beğendiğim, ilgilendiğim şeyi odamdan alıyor ve salona getiriyorum. Henüz teyzem bu düzene alışamadı, ortalığa saçtıklarımı oyuncak sepetinin içine atıveriyor. Annem de her akşam üşenmeden herşeyi yine yerine koyuyor :)

Odamdaki diğer köşede hala aynam ve yürüme barım duruyor. Barı ayağa kalkmak ve yürümek için kullanırdım; şimdi o görevi tamanlandı, giysilerimi asıyorum zaman zaman :)

Odamda geçirdiğim süre ya yer yatağımda kitaplarıma bakarak ya da yatağımda bebeklerimle oynayarak vakit geçiriyorum.

Odamı günden güne daha çok seviyorum.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Nehir...

Bir yüce yürekli, güzel kız, Nehir... uyu, pembe balonlarınla, mor yemişlerinle; oyna güzel bir pınarın kenarında, söğüt ağacının gölgesinde; salıncakta sallan, gül, gülümse... İyi uykular tatlı melek. Dualarımız seninle ve sevgili ailenle...

3 Eylül 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Ev - İstanbul}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Hayalgücü aşkla buluşursa...


Bir annenin bebeğiyle tasarladığı, yarattığı, yaşadığı fantazi dünyası... bak ve keyiflen!

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Annem der ki: Ama bu haksızlık... Unutulmamalı!

O kadar çabuk büyüyor ki bu aralar, inanamıyorum. Minik bebeğim çocuk oluyor. Bakışıyla, tavrıyla, hareketleriyle... Sanki bir şeyleri kaçırıyormuş gibi hissediyorum. İki fotoğraf makinesi, üç cep telefonu, bir kameraya ve her birinin kaydettiği anılara rağmen uçup gidiyor herşey zihnimden. Üstelik yeni şeyleri de yakalayamıyorum, yakalayamamaktan korkuyorum.

Misis bu aralar koltuğa bir hışımda çıkmayı, yetinmeyip kollarında dolaşmayı, o koltuktan diğerine geçmeyi çok seviyor.
"Bu ne?" demeden herşeyin ne olduğunu parmağıyla kitapları gösterip "ııı" diyerek sormaya bayılıyor: "bu at kızım, çorap, araba, yarasa" ve bla bla...
Kesinlikle "baba" demeyi reddediyor; şanslı üç a'nımızda baba derken yakaladık ama söylememek yolunda babasıyla oynuyor. Ama bir "ann-nii!" deyişi var, ne yalan söyleyeyim, bayılıyorum!
Çok güzel şarkı söylüyor ve dans ediyor: kendi etrafından dönmeyi öğrenmiş, zıplamayı becermiş, geri geri yürüyor, parmaklarını şıklatıyor(!) ; iki yana sallanmak dışında zevkli hareketlerle dansını süslüyor. En sevdiği müziği biliyor musunuz? "Aman Adanalı"!!! Neden acaba?? :)
Hele bir soru-cevap oyunumuz var ki: "Misis, beni seviyor musun?" Baş iki yana sallanır ve o çok farklı edayla "ı-ıı" denir; "amcayı seviyor musun kızım?" diye eklenir, kısa ve öz bir "ı" ile evet denir. Sorular farklı şekilde sorulur ama çıkan yol aynıdır: beni sevmiyor musun peki? cevap: ı :)
Çamaşır toplamaya bayılır ve dağıtmaya tabii ki. Bazen kendimi koridorda onun peşinden depar atarken buluyorum (nasıl olur da minik bacaklarla benim pergelleri geçebiliyor!!); çekmecesindeki tüm giysileri çıkarıp ortalığa saçmasını engellemek için. Çamaşırlığı kurduğumda o kurumaya çalışan ıslak çamaşırların altına saklanıp tuhaf cümleler kurmayı neden sevdiğini anlamadım henüz, itiraf ediyorum.
Bir hediye almaya görsün ya da taksideyken dışarıda parlak renkleriyle bir parkı farketmeye görsün, "ayyyyyyy!" diye bir nida atar benim kızım. Kapalı paketleri açmayı çok sever; içinden çıkan giysiyi üstüne sarmayı ve aynada kendine bakmayı.
Suyu çok seviyor hele. Su olsun yeter ki hayatında. Suyunu içer, bardağın kalanını tepsiye döker, elleriyle şap şap vurur. Banyoya gitmeyi teklif eder her fırsatta, çok temiz olduğundan değil elbet. Ellerini yıkayalım dedik mi, hoooop son hız banyoda. Diş fırçalamaya da bayılır; yeter ki ağzını durulasın annesi.
Annesinin bacağına sarılmayı çok sever. Sarıldı mı da bırakmaz. Ama niye bırakmasını istesin ki annesi. Sarılmakla yetinmez, öper öper, kollarıyla kendine çeker.
Hele kokusu... içime çeksem yetmiyor. Uykudaki sıcak kokusunun içine giriyorum, çıkmak istemiyorum. İlerde istemeyecek ona sokulmamı. Anneme babama izin vermediğim gibi, o da bize izin vermeyecek. Tadını bol bol çıkarmalı.
Çok güzel çiçek koklar, burun siler, üfler, içine çeker, "çirkin" olur. Bir burunla envai çeşit mimik yapar.
Sere serpe uyur; üstüne battaniye almaz, sakın ha olmaz. En derin uykusundan sana bir kızar, bir daha yapmaya yeltenmezsin bile.
Kuşları, kedileri, köpekleri çok sever, kovalar onları ve besler. Akvaryumda balık görsün, kitlenip kalır önünde.
Parkın gülüdür. Sabah-akşam parka gider. Kendinden büyük arkadaşlarıyla evcilik oynar, peşlerinden duvara bile tırmanmaya kalkıyor. Paylaşmayı, alışverişi, hayal kırıklığını, düşüp kalkmayı, doğayı, zamanında eve dönmeyi; bizim ona verebileceğimizden çok daha fazlasını o mahalle parklarında öğreniyor. Kızım da benim gibi sokak kızı olarak yetişiyor; bu fırsat kaçmaz!
Gece iki kez uyanır, hem de bağırarak, ağlama numarası yaparak. Annesi depar atarak yetişir kuzusuna. Emer, emer, uyur gider.
Emerken annesinin kollarını okşar; yumuşacık elleri bir aşağı bir yukarı dolaşır annenin kollarında, sinesinde. ahh ahh..
Haa bir de garip bir halet-i ruhiyesi vardır kızımın. Gecenin bir yarısı birşeyler dank eder, yanında beni göremezse bir ağlar ki şaşar kalırsın. Gözlerinden sicim sicim yaşlar akar, annesini görene kadar. Oysa annesi yalnızca tuvalete kadar gitmiştir ya da accık derin bir uykudadır.
Her cümleyi anlar; tepki verir, onaylar ya da onaylamaz: "gel kızım, önce çantamı alalım.", "benim biraz bilgisayarla iş yapmam gerek, izin verir misin?", " Misis, Aliş'i mi arıyorsun? Odandaki yer yatağının üzerinden gördüm, hadi git ordan al!" vs. vs. Anne, baba ve diğerleri artık bu kızın yanında özel hiçbirşey konuşamaz!!!
Sarılır sık sık, öper "muck" diye. Sonra yine sarılır, bu sefer minnacık parmaklarıyla pıt pıt vurup sırtımı, omzumu pışpışlar. Komik görünür bu durum, bir o kadar da ona özel.

Büyüyor kızım göz açıp kapanıncaya kadar. Gözümü kapamasam hiç, uyumasam.. ya da şimdi yanına uzanıp sıcak kokusunda derin bir uykuya dalsam...
İyi geceler.

24 Ağustos 2010 Salı

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Doktor'un Yeri - Erdemli, Mersin}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.

20 Ağustos 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.


{Ev - Adana}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.


8 Ağustos 2010 Pazar

Evde güvenlik zaafları

Evin güvenliği günler geçtikçe daha da zorlaşıyor. Her yere giriyorum, koşuyorum, tırmanıyorum, iniyorum.

Annem özellikle mutfaktan çok korkuyor. Tüm çekmeceler elimin altında. İki kez parmağımı sıkıştırdım. Ocak yanarken annem "sıcakk" diyince biraz tırsıyorum ama merak etmeden duramıyorum. Fırın zaten başlı başlına bir olay..

Çamaşırlığın altına girip oyun oynuyorum, bayılıyorum oraya; hele de çamaşırları cart diye çekip yere atmaya! Çamaşırlığı da bir gün kapatmayı başaracağım.

O pembe büyük şişeye bayılıyorum. Kokusu pek sevimsiz ama annemden kaçak, salona getirip kurcalamaya çalışıyorum. Kapağını açsam pek güzel olacak.

Merdivenin ilk iki basamağına zahmetsiz çıkıyorum; parmak uçlarımda durup ışığı yakıp söndürüyorum. Güvenlik kapısı da olmasa, üst kata amcama gideceğim zaten.

Annem sandalyede oturmaya dursun, arkasından sessizce sandalyeye tırmanıyorum; maksat anneme sarılmak. Ama beni anlamıyorlar.

Evdeki minik sandalyemi çok seviyorum; ama oturmak için yapılmamış o, ben sırtına basıp kaydıraktan kayar gibi kaymam için yapılmış; bilmiyorlar ki.

Elektrikli aletlerin fişlerini prizlere takmayı deniyorum. İnce motor hareketlerimin gelişimi için faydalı ya..

Minik ahşap arabamın lastik tekerleklerini söküp ağzımda çiğnemeyi seviyorum, huy edindim napıyım, dişlerim kaşındığında iyi geliyor.

Yatağımın üstünde zıplamayı seviyorum. Zıp zıp, pat küt!!! Hmm, ağlıyoruuuum, başım acıyor.

23 Temmuz 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Ev - Zonguldak}


Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.


20 Temmuz 2010 Salı

Koy-Boşalt Aktivitesi

Bugün balkonda kendi inisiyatifimle bir aktivite başlattım. Annem pek hayal etmiyordu ama biz çocuklarda yaratıcılık sınırsız. Bu meziyetimin ortaya çıkması için anneannemin mandal sepeti ve bir damacana yeterliydi. Mutfakta bulduğum boş damacanayı balkona taşıdım ve en sevdiğim oyuncaklarla yani mandallarla doldurup boşaltmaya başladım.

17 Temmuz 2010 Cumartesi

Kürekle Transfer Aktivitesi

Biz, çocuklar, kumla oynamayı çok seviyoruz. Henüz kürekle yeni tanışmıştım ki, önemli bir işlevi olduğunu farkettim. Önce babam gösterdi, sonra ben denedim, defalarca tekrar ettim.



Kumu küreğe doldurdum, kovaya boşalttım; doldurdum, boşalttım .... sonunda kovadaki tüm kumu üstüme yığdım.

NOT: Annem çok iyi fotoğraflayamadı. Bu fotoğraf doğru uygulama değil. Aslında kovayı elimde tutmadığım bir poz olmalıydı.

16 Temmuz 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Kapuz Plajı - Zonguldak}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de beğenip esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.


9 Temmuz 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz, koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Ev - Zonguldak}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de beğenip esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.


8 Temmuz 2010 Perşembe

Annem der ki: Emzirmeyi seviyorum.

Gündüz sağmaları ve bazı değişimler:

12 ay henüz bitmeden günde 1 kez sağmayı tercih etmeye başladım. Farkettim ki, günde 2 kez yapmakla tek yapmak arasında bir fark yok; yani artık yok.

1. yaşla birlikte günlük rutinimiz şöyle oldu:
Haftaiçi 7.00 - 7.30 (emzirme) / 14:00-14:30 (sağma - Misis, sütü ertesi gün iki partide içiyor)/ 19:30 - 20:30 (emzirme) / 03:00 - 04:00 (emzirme)
Haftasonu 7.00 - 7.30 (emzirme) / 13:00-14:00 (emzirme) / 19:30 - 20:30 (emzirme) / 03:00 - 04:00 (emzirme)
Bu rutin içinde minimum limit olan 500ml.'yi epey geçiyoruz.

Su içmek mucizevi bir şey. Hala ne kadar su içersem, o kadar süt verebiliyorum. O gün az su içtiysem, süt müt yok! Nasıl oluyorsa!

Gece emzirmeleri 13. ay azalmıştı; ancak son zamanlarda yine başladı. Gündüz doymadığından olmuyor; 2 saatte bir beslenen bir çocuk gece acıkmaz diye düşünüyorum. Herhalde susadığı için süt istiyor. Yetişkinler olarak biz de gece susuyoruz, öyle değil mi? Evet, henüz müdahale etmeyi düşünmüyorum. Uykudan uyanmak zor olsa da, benim için her defasında keyif verici bir deneyim oluyor.

13. ay ısırıkların bol olduğu, canımın çok acıdığı bir dönem oldu. Daha önce de ısırıyordu ancak tepki vermediğim için sürdürmüyordu. Bu seferkilerde gözümden yaş geldi, ne yalan söyleyeyim. Dolayısıyla durumu anlayıp ısrar etmeye başladı. Ben de her ısırmaya yeltendiğinde, içim burkularak "o halde bitti, artık emmiyorsun, çünkü canım acıyor" dedim. Biraz mızıldanma, biraz da kızmanın ardından yaptığı şeyin kötü olduğunu anladı. Demek ki, oralı olmamak kadar kararlı da olmak işe yarıyor.

Misis 14.ayda enteresan bir oyuna başladı. Bir memeden emmeye başlıyor, sonra hemen diğerine geçiyor. Sonra tekrar diğeri. Bir kaç devirden sonra sabitliyor. Gece uykuda bile bu şekilde. Galiba eskisi kadar hızla süt gelmiyor. Bizimki de sabırsızlığından, efektif olmak için bu yöntemi bulmuş.

İlginizi çekerse, 1 yaş sonrası emzirme hakkında ayrıntılı soru/cevaplar burada.

Niyetim, 18 aya kadar gündüz sağmaya devam etmek. Bakalım, günler neler getirecek, hangi yeni hikayeleri anlattıracak?

24 Haziran 2010 Perşembe

Neden Montessori'yi seviyorum?

Bebeklerde inanılmaz bir potansiyel olduğu için...



2,5 yılda çekilen "The Babies" Amerika'da vizyona girmiş. Fırsatın varsa seyret. Ben DVD'sini dört gözle bekliyorum.

19 Haziran 2010 Cumartesi

Sanatın derin kolu: Resim

Annem uzun zaman önce internette bulup yapmaya niyetlendiği şeyi nihayet denedi. Benim tombik ellerime uygun pastel boyalar...

Annemin bu basit ve hoş işi nasıl yaptığını anlatalım:

- Daha önceden satın aldığı renk renk pastel boyaları küçük parçalara ayırdı.


- Boyaları birkaç parça halinde silikon kurabiye kalıplarına yerleştirdi.

- Kalıbı önceden ısıtılmış fırına yerleştirdi.

10 dk sonra boyalar erimeye ve renkler birbirine karışmaya başladı.


- Tahta bir şiş yardımıyla hafifçe her kapsülü karıştırdı.

- Bir süre daha bekledikten sonra kalıbı fırından çıkardı ve dışarıda beklemeye aldı.

- Boyalar ılımaya başlayınca kalıbı buzdolabına koydu ve 1,5 saat bekledi.

- Donan boyaları kapsülden çıkardı.

İşte size rengarenk kalp boyalar...

Ben ne yaptım peki?
Boyaları elime aldım. Evirdim, çevirdim. Koltuğa renk denemesi yaptım, halıyı karaladım. Boyanın tadına baktım. Denedim. Eğlendim.

Bu aralar yürümek, tırmanmak, sallanmak gibi hareketlerden zevk alıyorum. Resimle ileride daha ilgili olacağım. Bu yalnızca başlangıç.

18 Haziran 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Yeni bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz, koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.


{Ev - İstanbul}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de beğenip esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.

11 Haziran 2010 Cuma

İzmir'de Montessori Semineri

İzmir'deki sevgili aileler, bu fırsat kaçmaz!
Montessori'nin Türkiye'deki önemli isimlerinden ikisi İzmir'de, sevgili Başak'ın organizasyonu ile, sizlerle biraraya geliyor. İstanbul'a istiyoruz!

Detaylar için Başak'ın mailine yönlendiriyorum:

Merhabalar;

Daha önce EKET fuarı ve Nuran Hanım'ın mailiyle haberdar olduğum Eylem Hanım'la, bazı materyaller için irtibata geçtiğimde Zuhal Hanım'la birlikte Trabzon ve Giresun'da Temmuz başında yapılacak bir Montessori Semineri hazırlığında olduklarını öğrendim. Eylem Hanım eğer katılım konusunda yeterli sayıda olduğumuz takdirde Trabzon programına İzmir'i de ekleyebileceklerini söyledi. Montessori felsefesi ve bazı materyal kullanımlarının gösterilebileceği bir günlük, muhtemelen Temmuz'un ilk pazar günü olabilecek, seminere çevremde ilgi duyacak kişiler var ancak asıl ilginin gruptaki İzmir'li ailelerden geleceğini düşündüğüm için grubu bilgilendirmek istedim.
Katılmak isteyenler bana mail atabilirse kesin sayı sonucu organizasyonun diğer ayrıntılarını belirlemeye çalışacağım. Seminer diğer yapılanlar gibi ücretsiz olacak ancak eğitmenlerin yol giderleri ve salon organizasyonu gibi ortak giderlere katılım sözkonusu olacak. Bana basak.keskin@akbank.com adresinden de ulaşabilirsiniz çünkü gün içinde grup adresine gelen maillere erişim olanağım bulunmuyor.

Görüşmek üzere,
Sevgiler,
Başak Sarı Keskin

EĞİTMENLER
ZUHAL-BİLİR MEIER, 1953 Mersin doğumludur. 1978-1990 yılları arasında sosyal pedagog olarak çalıştı. Almanya’da halk yüksek okullarında danışmanlık ve yöneticilik yaptı. 1990-92 yılları arasında Association Montessori International’a (AMI) bağlı bir kurumdan Montessori
Pedagojisi eğitimi aldı. 1993-95 yılları arasında Alman Gelişim ve Rehabilitasyon Akademisi’nden Montessori terapisi eğitimi aldı. 2001-2003 yılları arasında Centrum für Integrative Psychotherapie’den çocuk ve ergen psikoterapisi eğitimi aldı. 1992 yılından
beri Montessori eğitmeni ve terapisti olarak çeşitli kurumlarda ve yuvalarda çalışmaktadır. Normal gelişim gösteren çocukların yanı sıra, bedensel ve zihinsel engelleri olan çocuklarla da çalışmaktadır. Ayrıca 2007-08 öğretim yılından beri Kültürler Arası Yakınlaşma ve Eğitim için IG-İnisiyatif Grubu’nda öğretmenlere Montessori pedagojisi dersleri vermektedir. Evli, 3
çocuk ve bir torun sahibidir.
EYLEM KORKMAZ, Yüksek lisans tezini Montessori Metodu üzerine yazmıştır. 2005-2009 yılları arasında Montessori eğitim seminerleri düzenlemiştir. Halen Eğitim Programları
ve Öğretimi alanında doktorasını yapmakta ve araştırma görevlisi olarak çalışmaktadır. “Montessori Metodu: Eğitimde Bir Alternatif” kitabının yazarıdır. Alternatif eğitim ve Montessori Metodu hakkında çeşitli dergi, gazete ve kitaplarda yazıları yayımlanmıştır.

10 Haziran 2010 Perşembe

Nurturia'dan Babalar Günü hediyesi

Nurturia'da süper bir yarışma var: Babalar Günü Fotoğraf Yarışması

Sevgili çocuklar ve değerli babalarına dair güzel anları Nurturia'da paylaşın; Nintendo Wii kazanma şansı yakalayın. Katılım için son gün 19 Haziran.

Ya fotoğraf arşivlerinizi didikleyin ya da kameranıza elinize alıp harikalar yaratın (modeller zaten harika).

Biz de oradayız, sizi de bekleriz.

24 Mayıs 2010 Pazartesi

Montessori Okulu hakkında biraz daha bilgi

Montessori Okulu Tanıtım ve Bilgi

İstanbul'da bir heyecan var.

Kalpler hızlı hızlı atıyor. Yüreklerde bir coşku var. Alınlarda ter...
İstanbul'da bir sinerjinin enerjisi insanları sarıyor.

Çocuklarına iyi ve bağımsız bir gelecek sunmak isteyen anne-babalar, Montessori Eğitimi grubunda uzun yıllardır birbirlerine destek oluyorlar. Şimdi ise bu çok değerli gruptan güzel bir proje ortaya çıkıyor: İstanbul'da bir Montessori Okulu (aslında preschool). Öncelikle anaokulu olarak hizmet verecek olan okulun hedefleri büyük.

Anne-baba şefkatini ve özenini bizzat yaşayacak, düğmesini kendi ilikleyebilecek, ayakkabısını kendi bağlayacak, matematiği ve dilini kolayca öğrenebilecek, çevresine duyarlı ve saygılı olacak, inisiyatif kullanmayı bilecek, deneyerek deneyimleyecek minik kalpler aranıyor.

Eğer yavrunuz 20 ay ve üzerindeyse, neden olmasın? Başvurun. Pişman olmayacaksınız.

Ben mi? Gönlüm bu yola başkoydu. Balca Misis'in bir an önce büyümesini bekliyorum.

scribd'e tanıtım broşürünü yükledim, aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.

Hepimize hayırlı, uğurlu olsun.


Montessori Okulu Tanıtım ve Bilgi

7 Mayıs 2010 Cuma

Annem der ki: Yazasım gelmiyor..

Hala toparlayamadım kendimi. Şuraya iki çift güzel, özel söz yazmak vakti.. hatta o vakit geldi geçti de..

Kendimi borçlu hissediyorum.

Misis çok özel günler yaşıyor. Bebeklikten çocukluğa adım atarken farklı heyecanlar, sıkıntılar ve değerli dakikalar. Tek tek yazmam gerek.

ilk doğumgünü
ilk yaş doktor muayenesi
kayseri-ürgüp seyahati
ilk gerçek adımlar
sosyal ortamlar
gerileme dönemi
pedagog yorumları

Yazacaklar daha da birikmeden işe koyulmalı. Bugün değil, belki yarın...

Takip eden dostlara borcumu kısmen ödemek için sizlere yeni bir blogtan haber vereyim:

Montessori anneleri! Jojoebi yeni bir blog tasarlamış: takip ettiği Montessori bloglarından derleme yaparak güzel bir çalışmaya imza atmış. Dilediğiniz konuda arama yapıp farklı fikir ve uygulamaları inceleyebiliyorsunuz. Gelişmeye açık.. Fikirlerimizi de bekliyor. Bu blogta sağ dizinde bir ikon olarak ekledim. Adresi: The Montessori Goldmine

Görüşmek üzere.

15 Nisan 2010 Perşembe

15 Nisan beraber olduğumuz 2. doğumgünümüz

Geriye dönük yazılardan ilki...


Annem ve ben aynı gün doğduk. Bu bizim için çok güzel bir tesadüf. Tabii bu olayın bir de cilvesi var: annemin bu özel gün için kendine vakit ayıramaması.

Annem kendi doğumgünü kutlamalarını günlere yayarak Perşembe gününü tamamen benim ilk yaş günüme ayırdı. Güzel bir pasta ve kurabiye siparişinin ardından, anneanne ve babaannem benim için güzel bir sofra hazırladılar. Bir gece önce dedem ve annem salonu balonlarla süslemişler.

Doğumgünüm haftaiçine denk geldiği için, akşam saatlerinde kutlama yaptık. Annem iş çıkışı koşa koşa eve geldi. Benim cicilerimi giydirip kendi hazırlandı. Misafirlerimizde gelince kutlamalara başladık.




Bugün çok güzeldi. Kendimi gerçekten çok özel hissettim. Bana özel birşeylerin olduğunu, tüm sevdiklerimin benimle beraber bir mutluluk paylaştıklarını farkettim. Şımardım haliyle; epeyce şımardım.

Ve ilk kez yürüdüm. Bir kucaktan diğer kucağa yürüye yürüye gittim, durdum. Yürümek çok eğlenceliymiş!

Ayrıca hem benim pastam hem de Zeynep teyzemin pastası mükemmeldi. Nilay ve Funda teyzelerin ellerine sağlık!

Hediyelerim de çok güzeldi. Sallanan bir atım, bir müzik kitabım, güzeller güzeli elbiselerim oldu. Annem de misafirlerimize birer hediye hazırlamış: fotoğrafımdan birer saat. Onlar da çok mutlu oldular!


Balca Misis'in Doğumgünü Treni




Siz de çocuklarınızı mutlu etmek için şu adrese girin, eğlenin:
www.babytv.com/fun.aspx

2 Nisan 2010 Cuma

Annem der ki: Boğazımda düğüm düğüm hıçkırık oldun...

Zonguldak, 2 Nisan 2010 13:10
Yastayım, çok sevdiğimi yitirdim...


Boğazımda düğümlenen hıçkırıksın, Nunişim.
Yenildim. Seni sonsuzluğa teslim ettim. Varsa yoksa sendin oysa ki.

Yaşlanmış bedeninden arındın. Yine de erkendi. Biliyorum, ayrılık günü daima erken olacaktı. Yine de çok erkendi.

Güzel anılarınla artık beynimin her kıvrımında, ruhunun saf enerjisiyle her hücremdesin.

Telefonu elime alsam, sesini duyar gibiyim. Gözümü kapatsam, seni görür gibiyim. Adını ansam, seni hisseder gibiyim. Uzansam, tutacak gibiyim. Ufka dalsam, yeşil gözlerini görür gibiyim. Bu aralar böyleyim...

Adın gibi nurlar içinde dinlen.
Seni çok sevmeye, sevdirmeye devam edeceğim.

Torunun

21 Mart 2010 Pazar

Bir gün dolusu ilk...

İlk kez çimlere dokundum.

İlk kez bir kedinin peşinden koşturdum.


İlk kez leylekleri havada gördüm.

İlk kez o top bu top bir o yana bir bu yana koştum.

İlk kez bir arkadaşımın elini tuttum.

İlk kez çıplak ayakla toprağa bastım.


YAŞASIN İLKBAHAR!!!

Samimi bir annenin cesur girişimi: NURTURIA



Nurturia Nedir?
"Nurturia ile çocuğunu daha kolay büyüt"
Anne-baba ve anne-baba adaylarının çocuk gelişimi hakkında karşılıklı bilgi edindikleri, sevdikleri ile anlarını ve hikayelerini paylaştıkları, yardımlaşabildikleri sosyal platform.

Nurturia'da Neler Yapabilirsiniz?
Kendiniz için bir hesap açabilir, çocuklu arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz, yeni arkadaşlar bulabilirsiniz. Çocuklarınız için de hesap oluşturalım. Aile fertlerini davet edebilirsiniz.
Böylece çocuklarınızın ve sizin günlük maceralarınızı buradan paylaşabilirsiniz. Çocuğunuzun anı defterini güncelleyerek gelecek için kayıt altına alabilirsiniz. Hamilelikten itibaren çocuk ve göbek :) büyütmekle ilgili her türlü sorunuzu sorabilir, soru yanıtlayarak tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.

Nasıl Üye Olabilirim?
Üyelik ücretsiz. www.nurturia.com.tr adresinden 1 dakikada üye olabilirsiniz. Kayıt olduktan e-posta adresinizi onaylamayı unutmayin.

Nurturia Tanıtım Turu Adresi: http://www.nurturia.com.tr/account/tour


Nurturia Ne demek? Nurturia, İngilizce'de iyi bakmak, büyütmek anlamındaki "Nurture" kelimesinden geliyor. Yurt dışına açılma planlarından dolayı ingilizce kökenli bir isim seçilmis.


*** Nurturia'nın doğuş hikayesini sevgili Damla'nın kaleminden okumak ister misiniz?
http://www.kitubi.com/2009/09/14/%c3%87ocukluHayat%c4%b1Kolayla%c5%9ft%c4%b1r%c4%b1yoruzNurturia.aspx
Ellerine, yüreğine sağlık, Damla!

Annem der ki: Aile olmak...

Bebeğim, büyüyorsun. İlk yaşını kutlamaya çok az kaldı. Vakit ne çabuk geçiyormuş meğer. Hadi büyü dediğimiz anlar, şimdi çok geride.
Her gün hamdediyoruz gelişine. Her gün dua ediyoruz, seninle her günümüz mutlu geçsin diye.
Öyle güzelsin ki.. Elimizde büyüyen bir tomurcuk papatya. Her gün bir yaprak açıyorsun sanki, biz seni sevgimizle besledikçe.
İyi ki varsın, bebeğim.
Her gün bir çok kez babanla birbirimize soruyoruz; ne yapıyor olurduk, sen aramıza katılmasaydın? Vakit geçmezmiş meğer sen yokken; hayat boşmuş meğerse. Senin varlığın bizi bu kadar mutlu eden; telaşlı, enerji dolu, "canlı" yapan.
Biz seninle her günü tekrar ve başka yaşıyoruz. Böylesi bir dönem varmış ömrümüzde meğerse. Senin varlığın bizi büyüten, kemal eden. Senin varlığın bizi aile kılan...
Gelişinle bizi şen eyledin!
İyi ki varsın, bebeğim ;);)(-:

20 Mart 2010 Cumartesi

Beni bu güzel havalar mahvetti..

Tembellik bir yere kadar...

Annem bir süredir buraya uğramayı ihmal ediyor. Hikaye bol, anı çok.. Her güne yeni bir hareket, eğlence. Ee, bu blog niye var? Bunları kaydetmek için, ilerde eskiye dair okumalar için.

Bugün yine pek bir hali yok. Son 10 gündür annem akşam benimle uykuya dalıyor; gece yarısı kalkıyor, işini gücünü tamamlıyor. Ortalığı toplamak, yeni iş gününe hazırlanmak, yoğurt ve peynirimi yapmak derken burayı görmemesi de normal. Bu bahar geçişi bir bitse de annem kendine gelse.

Bahar demişken, bugün bahara geçtik. Eminim, %100! Çünkü bugün ben bir tuhaf oldum. Sabah kahvaltıya çıkalım derken, her zamanki gibi saati 12 yaptık. Nasıl beceriyoruz ki böyle geç kalmayı. Annemin hep yapması gereken bir şeyler çıkıyor, hareket edemiyoruz :( Beşiktaş'a gittik, hava güzel ama benim uykum var. Neyse dışarda olduğumdan sesimi çıkarmadım. Bir şeyler yedik. Sonra fotoğrafçıya gittik. Annem ve babam yıllardır Saygın Color'da fotoğraf çektirirmiş; ben de aralarına katıldım. Çok önemli bişi değil, yalnızca vesikalık fotoğraf. Vize başvurusu içinmiş. Sesimi çıkarmadım ama mutlu olduğumu da söyleyemeyeceğim. 20 pozdan bir tanesi de güzel çıkmaz mı! Bu fotoğrafların tümü yakılası valla! Pek asık suratlıyım. Neyse işimizi görecekmiş.

Fotoğraf sonrası yorgunluğumun en dibinde artık ağlamaya başladım. Dışarıda uyuyamıyorum bir türlü. Arabaya binip müziği duyduktan sonra uykuya daldım annemin kucağında. Sonrasındaki organik pazarı kaçırmışım. Tüm alışverişi babam yapmış, biz arabada beklerken. Eve dönerken uyandım; epey uyumuşum.

Eve geldik, ben bir tuhaf. Annem beni nereye bırakırsa, orada yatakalıyorum. Başımı kaldıracak halim ve enerjim yok. Aman çok usluyum. Hatta annem mutfakta çalışıp, babam koltukta sızmışken ben de yattım TVye anlamsızca bakıyordum bir süre. Epey bir süre, şaka değil. Bakın!


Annemler, yatarak vakit geçirebilmeyi keşfettiğimi; bir ümit, bunu alışkanlık haline getirebileceğimi düşünerek seviniyorlar. Durun bi dakka, beni bahar çarpıverdi, o kadar.

Beni bu güzel havalar mahvetti..

14 Mart 2010 Pazar

Ellerimle yemek

10. ay kontrolümde doktorum, anne-babama artık kaşık ve tabağımı önüme koymalarını söylemişti. Doktor öncesinde de mama sandalyesine oturduğum zamanlarda tembelliğim tutuyor; suyumu bile kendim içmiyordum. Peki şimdi nasıl olacaktı? Ya da daha doğrusu, olmalı mıydı?

Bizimkiler erken olduğunu düşünmekle birlikte, birkaç kez deneme yaptılar. Olmadı. Elimle yemek, kaşık tutmak istemedim. Hiç ilgi göstermedim; heyecanlanmadım.

Gel zaman git zaman... Birkaç gündür istekle annemin tuttuğu tabağıma atlamaya başladım. Bugün annemin yemeğine saldırdım, desem yalan olmaz. Annem de önüme tabağı da kaşığı da bıraktı. Bakın neler oldu:

>> Doyduğumu söyleyemeyeceğim.
>> Susuz bir yemek olduğu için annem çok şanslı.
>> Yine de ortalık batmadı sanmayın. Yerde muşamba seriliydi de, temizlemesi çok kolay oldu.
>> Herşeyin bir zamanı, her çocuğun bir ritmi olduğunu bir kez daha gördük. Ben isteyince, herşey olur.

Yeni ritmler için hevesliyiz.

Bir not: Unutmadan yazmak, bir anı olarak saklamak istediğim bir huyum var: Çok zamandır mama sandalyesinden kalkarken üstümü silkeleyen annem ve babama eşlik ediyorum. Ayağa kalkınca başımı önüme eğiyor, üzerimdeki kırıntıların yere düşüşünü seyrediyorum. Çok zevkli...

8 Mart 2010 Pazartesi

Somun pehlivanı

Ekmekle tanışmam, 29 Ekim'de olmuştu. Sarıyer'in ücra koylarından birinde bir balıkçıda sevgili babaannem elime tutuşturuvermişti ekmeği. Çok sevmiştim, kendimden geçerek yemeye çalışmış, büyük bir kısmını parçalayıp ortalığı batırmıştım. Hala ekmeği çok seviyorum. Bulunca tutuyorum poposundan; homunu homunu yiyorum.

Hoş bir not: Bu poza benzer bir pozdan dayımın da var. Tarih tekerrürden ibaretse, gelecekte onun gibi mi olacağım?! Aman, annem korusun beni :)