Anneanneme ve dedecime geldik az önce. Çok mutluyuz!
Karadeniz'in yeşilini, mavisini özlemişiz; yaz günleri aklımızda...
Ev ahali çok sevindi tabii. Masalar donatılmış, ev ısıtılmış, herşey bana göre ayarlanmış. Üstelik yarım yaş pastam da ismarlanmış; bu akşam kutlama var!
Şimdi annem ve babam çarşıya inecekler; Pinar teyzemin nikahına katılıp anneannemlerin gecikmiş evlilik yıldönümü hediyesini ayarlayacaklar. Ben de dedemle annanemle sefa süreceğim.
17 Ekim 2009 Cumartesi
15 Ekim 2009 Perşembe
6. ay kontrolü
Bugün doktor kontrolüm varmış meğer. Zeynep teyzem beni giydirince parka gidiyorum sandım. Oysa doktora gelmişiz. Babam burda ama annem nerde??
Berkan amcanın odasına girince beni bir korku sardı; başladım ağlamaya. Annem de yok üstelik. 4.ay kontrolüm aklıma geldi. Doktorumu da hatırladım, pek hoş olmayan duygularla. Napayım, geçen sefer çok acımasızdı; canım çok yandı.
Rutin kontrollerin ardından benim gözlerim iyice şişti; o sırada annem geldi. Hemen kucağına atladım; şikayetim var, burada ne işim var! Yoksa yoksa...
Evet... Bacaktan 3 aşı, ağızdan çocuk felci aşısı hep beraber yapıldı. Boşuna ağlamamışım, değil mi? Neyse ki annem yanıbaşımdaydı; sakinleşmem kolay oldu.
Berkan amca, kilom sınırları zorladığı için ek gıda menüme pirinç unu ve muhallebiyi eklemedi. Sebze çorbasına bir tatlı kaşığı az yağlı kıyma eklenecek. Bir kahve fincanı kadar yoğut yemeye başlayacağım. Meyve püresine devam. Hatta meyveli yoğurt da yiyebilirim. Herhangi bir alerjim, özel bir sıkıntım yok. Peki ne kadar süt emeceğim? İstediğim kadar. Kesmek yok, aynen devam. Geceleri emmek için hala uyanıyorum; o yüzden doktor amca bana gece tahılları adıyla bir besin verdi; akşam öğününde onu da yiyecekmişim.
7. ay kontrole gelmeyeceğim, 8.ay yine doktor amcamla buluşuyorum. Bu arada 7.ay yumurtaya başlıyorum; hafta hafta ölçülerini artırarak. İyi pişmiş yumurta sarısının önce 1/8i, ardından 1/4ü, sonra yarısı ve 8.aya girerken bütünü. Enteresan olabilir. Vee kahvaltıya 7.ayda başlayacağım: süt, pekmez, az yağlı beyaz peynir ve bisküvi dedi doktor. Bisküvi çok tatlı olduğu için annem istemedi; çok tahıllı ekmek dilimi de olurmuş. Pekmezdeki demirin tutulmaması için de pekmezi kahvaltıdan sonra alabilirmişim. Son olarak tuzsuz, salçasız kabak dolması da yiyecekmişim; ilginç olacak.
Şimdi annemin görevi, öğünlerimi düzenlemek: ne zaman neyi yiyeceğim.
Doktora danıştığımız bir başka konu da, odaları ayırmak hakkındaydı. Annecim pek istemese de, artık büyüdüğüm için kendi odama gitmeliyim. Ama ben de istemiyorum. Hatta geçmiş denemelerde de başarısız oldukları bir gerçek. Doktor amca, ısrarlı; annem de 29 Ekim tatilini değerlendirecek. Oysa ben annemin kokusunda olmak istiyorum.
Berkan amcanın odasına girince beni bir korku sardı; başladım ağlamaya. Annem de yok üstelik. 4.ay kontrolüm aklıma geldi. Doktorumu da hatırladım, pek hoş olmayan duygularla. Napayım, geçen sefer çok acımasızdı; canım çok yandı.
Rutin kontrollerin ardından benim gözlerim iyice şişti; o sırada annem geldi. Hemen kucağına atladım; şikayetim var, burada ne işim var! Yoksa yoksa...
Evet... Bacaktan 3 aşı, ağızdan çocuk felci aşısı hep beraber yapıldı. Boşuna ağlamamışım, değil mi? Neyse ki annem yanıbaşımdaydı; sakinleşmem kolay oldu.
Berkan amca, kilom sınırları zorladığı için ek gıda menüme pirinç unu ve muhallebiyi eklemedi. Sebze çorbasına bir tatlı kaşığı az yağlı kıyma eklenecek. Bir kahve fincanı kadar yoğut yemeye başlayacağım. Meyve püresine devam. Hatta meyveli yoğurt da yiyebilirim. Herhangi bir alerjim, özel bir sıkıntım yok. Peki ne kadar süt emeceğim? İstediğim kadar. Kesmek yok, aynen devam. Geceleri emmek için hala uyanıyorum; o yüzden doktor amca bana gece tahılları adıyla bir besin verdi; akşam öğününde onu da yiyecekmişim.
7. ay kontrole gelmeyeceğim, 8.ay yine doktor amcamla buluşuyorum. Bu arada 7.ay yumurtaya başlıyorum; hafta hafta ölçülerini artırarak. İyi pişmiş yumurta sarısının önce 1/8i, ardından 1/4ü, sonra yarısı ve 8.aya girerken bütünü. Enteresan olabilir. Vee kahvaltıya 7.ayda başlayacağım: süt, pekmez, az yağlı beyaz peynir ve bisküvi dedi doktor. Bisküvi çok tatlı olduğu için annem istemedi; çok tahıllı ekmek dilimi de olurmuş. Pekmezdeki demirin tutulmaması için de pekmezi kahvaltıdan sonra alabilirmişim. Son olarak tuzsuz, salçasız kabak dolması da yiyecekmişim; ilginç olacak.
Şimdi annemin görevi, öğünlerimi düzenlemek: ne zaman neyi yiyeceğim.
Doktora danıştığımız bir başka konu da, odaları ayırmak hakkındaydı. Annecim pek istemese de, artık büyüdüğüm için kendi odama gitmeliyim. Ama ben de istemiyorum. Hatta geçmiş denemelerde de başarısız oldukları bir gerçek. Doktor amca, ısrarlı; annem de 29 Ekim tatilini değerlendirecek. Oysa ben annemin kokusunda olmak istiyorum.
13 Ekim 2009 Salı
Yürümek dünyanın en güzel aktivitesi olsa gerek...
7 Ekim 2009 Çarşamba
B.E.Ö.: Su
Büyüyorum-Eğleniyorum-Öğreniyorum aktivitelerine biz de katılıyoruz artık. Yani biraz geriden takip etsek de, yaşıma başıma uygun birçok aktivite mümkün. Hatta doğduğumdan beri yaptıklarımız, bu aktivitelerden sayılabilir.
İlk olarak hayatta en çok sevdiğim şeyden başlamak istiyorum: SU. İlk banyo deneyimimin ardından suyu sevdiğime karar verdim. Sırtüstü yatarak yıkanmaktansa hiç hoşlanmadım; pasif kalmak istemiyordum. Babam da beni üçüncü banyomdan itibaren duşta yıkamaya başladı. Böylece banyolarımız su, annem ve babam ile etkileşerek güzel bir deneyim haline gelmeye başladı.
Önceleri suyun sesiyle irkildim ama tenime dokunuşu beni rahatlatıyordu. Hatta 2,5 aylık olana kadar her banyo çıkışında kıyameti koparıyordum; neden bitti, bitmesin diye. Sonraları elimle akan suya dokunmaya başladım; pıtır pıtır vuruşu ellerimi gıdıklıyordu. Bu aralar suyun kaynağını merak eder oldum. Nereden akıyor diye bakıyorum; telefona benzeyen bir şeyden doğru üstüme akıyor. Tabii ne olduğunu anlamak için ağzıma götürüyorum. Hatta bir elimle ahizeyi tutup diğer elime suyu akıtıyorum. Sonra ayaklarımı cam kapıya yaslıyorum, babam da suyu cama vurduruyor; ayaklarımın altından üstünden sular akıyor. Henüz anlamadığım bir şey var; banyoda iki tane ahize var ama birinden su akıyor, her ikisinden aynı anda akmıyor: bu nasıl oluyor?
Her sabah ellerimi ve yüzümü yıkıyor annem. Bizler uyanınca, mutlaka elimizi yüzümüzü yıkamalıymışız. Küçük bir havlum var. Onunla kuruluyoruz beni. Her sabah güne başlamak, suyla buluşmak benim için. Bazen annem yemek yaparken, ben de mutfakta ona yardım ediyorum; sebze-meyveleri yıkayarak.
İşte benim su ile yaşadığım özel anlar.



Faydalar: dokunma ve tatma hissinin gelişimi, neden-sonuç ilişkisini kurma, aile bireyleriyle yakınlaşma
İlk olarak hayatta en çok sevdiğim şeyden başlamak istiyorum: SU. İlk banyo deneyimimin ardından suyu sevdiğime karar verdim. Sırtüstü yatarak yıkanmaktansa hiç hoşlanmadım; pasif kalmak istemiyordum. Babam da beni üçüncü banyomdan itibaren duşta yıkamaya başladı. Böylece banyolarımız su, annem ve babam ile etkileşerek güzel bir deneyim haline gelmeye başladı.
Önceleri suyun sesiyle irkildim ama tenime dokunuşu beni rahatlatıyordu. Hatta 2,5 aylık olana kadar her banyo çıkışında kıyameti koparıyordum; neden bitti, bitmesin diye. Sonraları elimle akan suya dokunmaya başladım; pıtır pıtır vuruşu ellerimi gıdıklıyordu. Bu aralar suyun kaynağını merak eder oldum. Nereden akıyor diye bakıyorum; telefona benzeyen bir şeyden doğru üstüme akıyor. Tabii ne olduğunu anlamak için ağzıma götürüyorum. Hatta bir elimle ahizeyi tutup diğer elime suyu akıtıyorum. Sonra ayaklarımı cam kapıya yaslıyorum, babam da suyu cama vurduruyor; ayaklarımın altından üstünden sular akıyor. Henüz anlamadığım bir şey var; banyoda iki tane ahize var ama birinden su akıyor, her ikisinden aynı anda akmıyor: bu nasıl oluyor?
Her sabah ellerimi ve yüzümü yıkıyor annem. Bizler uyanınca, mutlaka elimizi yüzümüzü yıkamalıymışız. Küçük bir havlum var. Onunla kuruluyoruz beni. Her sabah güne başlamak, suyla buluşmak benim için. Bazen annem yemek yaparken, ben de mutfakta ona yardım ediyorum; sebze-meyveleri yıkayarak.
İşte benim su ile yaşadığım özel anlar.



Faydalar: dokunma ve tatma hissinin gelişimi, neden-sonuç ilişkisini kurma, aile bireyleriyle yakınlaşma
Kolik olmasın, aman aman...
Annem arkadaşlarıyla konuşuyor, yazışıyor. Kolik yine mevz-u bahis oldu. Yazmadan geçemiyoruz.
Koliği önlemek için bir çare yok. Yani bebeğin doğasına göre bu fenomen er geç gerçekleşiyor. Ancak biz bebekleri rahatlatmak için birçok yol mevcut. Ya hepsi tutar ya da pek azı. Her birini denemek, sabretmek, sevgiyle yapmak gerekiyor. Şöyle ki;
- Beyaz gürültü kaynağı: Fön makinesi, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge gibi ev araçlarından faydalanmak mümkün. Yeter ki sesleri bebeğin sesini bastırsın. Aile, dayanabildiği kadar etkili.
- Bembeyaz gürültü kaynağı: Daha önce de bahsettiğimiz beyaz gürültü içeren müzikler. Örneğin, Buzuki Orhan'ın Kolik CDsi.
- Biraz da bizi rahatlatmak gerek: Masaj. Ama ağlamaya başladıktan sonra aslaaa... Ne zaman krizin başlayacağı belli oluyor zaten. Aman bu vakte yakın bir zaman, göbeğimize, bacaklarımıza, sırtımıza saat yönünde yumuşak masaj süper oluyor.
- Acı elma yağını unutmayalım. Özellikle ayaklara sürelim; göbüşe de sürülebilir. Kokusu dehşet ama ben alıştım.
- Rezene, anason, kekik karışımı çay; ama ben değil, annem içmeli. Ben içersem, öğün atlarım, anneciğimin mis kokulu hoş tatlı sütünü kaçırırım.
- Loş ortam isteriz. Çevremiz sakin olmalı. Sakın sesinizi yükseltmeyin; yumuşak sabırlı ve sakince konuşun bizimle.
- Biliyor musunuz, eski vakitlerde bizim gibi bebekleri beşikte yatırırlarmış. O beşikler öyle güzel sallanırmış ki, o bebeklerin hiç gazı, sıkıntısı olmazmış. Bir geçmiş zaman masalı olmak zorunda değil; bizi sallayın, zarifçe, sımsıkı sararak.
Annemizin karnında olmayı çok istediğimiz zamanlar bunlar. Yanımızda olun, bizi içinize alın, sarın, sarmalayın, öpün, okşayın. Kendi dünyamızdan kopmuşken, sizin dünyanıza alışmaya çalışıyoruz.
Koliği önlemek için bir çare yok. Yani bebeğin doğasına göre bu fenomen er geç gerçekleşiyor. Ancak biz bebekleri rahatlatmak için birçok yol mevcut. Ya hepsi tutar ya da pek azı. Her birini denemek, sabretmek, sevgiyle yapmak gerekiyor. Şöyle ki;
- Beyaz gürültü kaynağı: Fön makinesi, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge gibi ev araçlarından faydalanmak mümkün. Yeter ki sesleri bebeğin sesini bastırsın. Aile, dayanabildiği kadar etkili.
- Bembeyaz gürültü kaynağı: Daha önce de bahsettiğimiz beyaz gürültü içeren müzikler. Örneğin, Buzuki Orhan'ın Kolik CDsi.
- Biraz da bizi rahatlatmak gerek: Masaj. Ama ağlamaya başladıktan sonra aslaaa... Ne zaman krizin başlayacağı belli oluyor zaten. Aman bu vakte yakın bir zaman, göbeğimize, bacaklarımıza, sırtımıza saat yönünde yumuşak masaj süper oluyor.
- Acı elma yağını unutmayalım. Özellikle ayaklara sürelim; göbüşe de sürülebilir. Kokusu dehşet ama ben alıştım.
- Rezene, anason, kekik karışımı çay; ama ben değil, annem içmeli. Ben içersem, öğün atlarım, anneciğimin mis kokulu hoş tatlı sütünü kaçırırım.
- Loş ortam isteriz. Çevremiz sakin olmalı. Sakın sesinizi yükseltmeyin; yumuşak sabırlı ve sakince konuşun bizimle.
- Biliyor musunuz, eski vakitlerde bizim gibi bebekleri beşikte yatırırlarmış. O beşikler öyle güzel sallanırmış ki, o bebeklerin hiç gazı, sıkıntısı olmazmış. Bir geçmiş zaman masalı olmak zorunda değil; bizi sallayın, zarifçe, sımsıkı sararak.
Annemizin karnında olmayı çok istediğimiz zamanlar bunlar. Yanımızda olun, bizi içinize alın, sarın, sarmalayın, öpün, okşayın. Kendi dünyamızdan kopmuşken, sizin dünyanıza alışmaya çalışıyoruz.
5 Ekim 2009 Pazartesi
Uyku pozisyonları
Uyku halinde ne yaptığını bilmez ya insan; ben de işte öyleyim. Annem de olmasa, kim tutacak her hareketimin çeteresini.

Ben doğar doğmaz yan yatmaya başladım. Ailem de öyle istedi, bende de meyil vardı. Bu hareketim de hem annemin SIDS korkusuna ve olur olmaz sıçramalarıma engel oldu hem de başımın şekli bozulmadı.
Zaman geçtikçe, göbüşümden mi ne, sırtüstü yatmayı tercih etmeye başladım. Neyse ki reflüm yoktu da başımız ağrımadı.
3,5 ayda dönmeye başladım. 4.ayda artık gece bile dönüyordum. Ailem tabii ki endişelenmeye başladı. Bıraktıkları pozisyonda değildim. Yan yatarken bacağımı hafiften öne attım mı, yüzükoyuna dönüveriyordum ve başımı kaldırıyordum. Eee, haliyle gece boyu 5-10 defa uyanıyordum; uyandırıyordum.
Şimdi 5,5 ayım bitti. Bir haftadır yüzükoyun dönsem de, uykuma devam edebiliyorum. Gerçi hala annem ve babam SIDS yüzünden endişeleniyor ama okuduklarına göre risk azalmış. Artık nefes almayı unutmuyorum ve her an başımı kaldırıp bedenimi pozisyondan kurtarıyorum.
Önceleri yüzükoyun yatmayı hiç sevmemiştim. Annem gündüzleri yüzükoyun yatmamı teşvik etse de, bana darallar geliyordu. Şimdi ne kadar rahat olduğunu anlıyorum.

Ben doğar doğmaz yan yatmaya başladım. Ailem de öyle istedi, bende de meyil vardı. Bu hareketim de hem annemin SIDS korkusuna ve olur olmaz sıçramalarıma engel oldu hem de başımın şekli bozulmadı.
Zaman geçtikçe, göbüşümden mi ne, sırtüstü yatmayı tercih etmeye başladım. Neyse ki reflüm yoktu da başımız ağrımadı.
3,5 ayda dönmeye başladım. 4.ayda artık gece bile dönüyordum. Ailem tabii ki endişelenmeye başladı. Bıraktıkları pozisyonda değildim. Yan yatarken bacağımı hafiften öne attım mı, yüzükoyuna dönüveriyordum ve başımı kaldırıyordum. Eee, haliyle gece boyu 5-10 defa uyanıyordum; uyandırıyordum.
Şimdi 5,5 ayım bitti. Bir haftadır yüzükoyun dönsem de, uykuma devam edebiliyorum. Gerçi hala annem ve babam SIDS yüzünden endişeleniyor ama okuduklarına göre risk azalmış. Artık nefes almayı unutmuyorum ve her an başımı kaldırıp bedenimi pozisyondan kurtarıyorum.
Önceleri yüzükoyun yatmayı hiç sevmemiştim. Annem gündüzleri yüzükoyun yatmamı teşvik etse de, bana darallar geliyordu. Şimdi ne kadar rahat olduğunu anlıyorum.
4 Ekim 2009 Pazar
Bir kilometre taşı: Ek Gıda

Bugün ek gıdaya geçtik.
Daha önce bir bebe bisküvisi püresini bitirme, havuç/salatalık/elma kemirme, suyu yalama gibi deneyimlerimin ardından, işte beklediğim an... Annem nihayet büyüdüğüme, yalnızca çok sevdiğim ve seveceğim sütümün yeterli olmadığını anladı. Günde 1,200 ml süt içiyor olsam da, yeni ufuklara yelken açmak istiyorum. Bir aydır herkesin tabağına ve içeceğine atlıyorum; artık benim de tabağım, kaşığım ve bardağım oluyor.
Bugün öğlene doğru uyandığımda, önce sütümü emdim; ardından annem beni tatlı ve pütürlü bir püre ile tanıştırdı: elmaaaa... Çok sevdim. Annemin sütü gibi tatlı ve ılıktı. Henüz kaşıktan gelen püreyi dilimle itsem de, arada hüpletiyorum bir çırpıda bitiyordu. Annemin dediğine göre, püreyi bana çiğ elmadan hazırlamamış. Onun yerine ikiye bölmüş, azıcık suda buharıyla haşlamış, kabuğunu soymuş ve çatalla ezip süzgeçten geçirmiş. Sulandırmak için de kendi suyunu eklemiş. Böylece meyvenin gaz yapma ihtimalini düşürmüş. Ben sevdim bu tarifi! Yarım elma arttı; onu da dondurucuya koydu annem.
Öğle uykumun ardından da sebze çorbasını yedim. Tadı hiç de elma püresine benzemiyordu; halbuki görünüşü aynı. Bir heves daldırdım ağzımı ama peeeh bu da ne! Ama meraktan yedim onu da. Çok hevesliyim. Kaşık ağzımdan uzaklaştığında mırrrmırrr ediyorum; yemek çok keyifliymiş! Sebze çorbasını da birer adet patates, havuç ve kabakla hazırladı annem. Önce soydu, ikiye böldü; az suda buharıyla haşladı. Çatalla ezdi, bir kaşık zeytinyağı ekledi ve süzgeçten geçirdi, suyundan ekledi. Hmmm.. Bir dahakine iki havuç olursa daha tatlı olur annecim; öyle deneyelim mi?
3 Ekim 2009 Cumartesi
Organik dünyaya merhaba
Bugün annemle Feriköy pazarına gittik. Amacımız, organik meyve-sebze almak. Benim için... Evet, ben artık büyüdüm; ek gıda dönemine girdim. Annemin sütü dışında, tadına varacağım yenilikler giriyor hayatıma.
İlk olarak, elma püresi ve sebze çorbası ile başlıyorum; tabii suyu da unutmayalım. Bu yeni yiyeceklerim için organik alışveriş yapmayı tercih etti annem. İlk defa Feriköy Organik Pazar'a gittik. Keyifliydi. Tezgah tezgah ne alabileceğimize baktık. Mevsim geçişi yüzünden pek alternatif yoktu, tüm tezgahlar aynıydı ama ben arabamda gezinmekten çok mutluydum.
Annem organik zeytinyağı, patates, havuç, kabak ve elma aldı. Fuar Baby'nin ürünlerini görünce alamadan edemedi; çok seviyoruz biz.
Yarın neler olacak, merakla bekliyoruz.
30 Eylül 2009 Çarşamba
Ayna, ayna, güzel ayna...
Annem işten güçten vakit kaldıkça yazabiliyor.
Montessori eğitmeni Lisa Nolan'ın tavsiyeleriyle kendi çabalarının uyuştuğunu gördüğü için seviniyor. Bugüne kadar yaptığımız oyunlar, benim kendimi ve dünyayı keşfetmeme yardımcı oluyor; hem de Montessori'ye uygun olarak.
Mesela, ayna... Aynayı çok seviyorum. Aynada kendimi görünce çok mutlu oluyorum; ağzı açık ayran delisi gibi. Son iki haftadır ayna aktivitelerini daha da artırdık. Annemle aynada gülüşüyoruz; bana "bu Anne...", "bu Misis..." diyerek yansımalarımızı işaret ediyor. Ben de anlamıyorum tabii :) Defalarca tekrarlıyor; bir gün mutlaka anlayacağım elbet.

Annemin işi bununla kalmıyor; hala aklındaki oyun köşesini yapabilmiş değil. Bu oyun köşesinin olmazsa olmazı bir ayna. Ev çok küçük olduğu için mekan sıkıntımız var. Bir ayarlama yapmaya çalışıyor. Ayna için kırılmaz bir model buldu internetten; sipariş verecek. Performansına göre sizlerle de paylaşacağız. Bir de döşemeciden bir sünger mat yaptıracak; ölçüleri sizce nasıl olmalı?
Faydalar: kendini tanıma, yüz ifadelerini öğrenme, tepki verme
Montessori eğitmeni Lisa Nolan'ın tavsiyeleriyle kendi çabalarının uyuştuğunu gördüğü için seviniyor. Bugüne kadar yaptığımız oyunlar, benim kendimi ve dünyayı keşfetmeme yardımcı oluyor; hem de Montessori'ye uygun olarak.
Mesela, ayna... Aynayı çok seviyorum. Aynada kendimi görünce çok mutlu oluyorum; ağzı açık ayran delisi gibi. Son iki haftadır ayna aktivitelerini daha da artırdık. Annemle aynada gülüşüyoruz; bana "bu Anne...", "bu Misis..." diyerek yansımalarımızı işaret ediyor. Ben de anlamıyorum tabii :) Defalarca tekrarlıyor; bir gün mutlaka anlayacağım elbet.

Annemin işi bununla kalmıyor; hala aklındaki oyun köşesini yapabilmiş değil. Bu oyun köşesinin olmazsa olmazı bir ayna. Ev çok küçük olduğu için mekan sıkıntımız var. Bir ayarlama yapmaya çalışıyor. Ayna için kırılmaz bir model buldu internetten; sipariş verecek. Performansına göre sizlerle de paylaşacağız. Bir de döşemeciden bir sünger mat yaptıracak; ölçüleri sizce nasıl olmalı?
Faydalar: kendini tanıma, yüz ifadelerini öğrenme, tepki verme
15 Eylül 2009 Salı
5.ay
Şu dakikalarda 5 aylık oldum :)
Lilypie'da "Balca Misis is 5 months old." yazısını görünce pek mutlu oldum.
Lilypie'da "Balca Misis is 5 months old." yazısını görünce pek mutlu oldum.
14 Eylül 2009 Pazartesi
Pazartesi sendromu
Bugün Pazartesi imiş meğer. Meğer bende de sendrom yaratırmış.
Annem ve babamla muhteşem bir haftasonu geçirdikten sonra, bu da yapılmaz ki ama! Annem gitti, babam yoktu ben uyandığımda. Annem şöyle bir öptü beni alelacele ve beni Zeynep teyzemle bıraktı. Hiçbir şey anladım ben bu sabahki hallerimizden.
Zeynep teyzem de beni hazırladı; hoppaaa dışarı çıkıyoruz, aaa hatta deniz geçiyoruz. İstikamet, dayımın evi. Anneannem ve dayımlayız bugün. Ee, ama annem ve babam nerede???
Zeynep teyzem ve anneannem sütümü vermek için çokça çaba harcadılar. Aç kalsam da biberonu almayacağım, almadım bugün.
Akşam döndük yine. Bizi annem karşıladı motor iskelesinde. Yok ama ben küstüm ona bugün; konuşmayacağım. İşte, bakın, sesleniyor: Canım kızım, ben geldim. Aşşşkımm! Hayır, yüzüne bile bakmam; beni öylece bırakıp gitti bugün.
Eve geldik. Dayanamadım annemin mis kokusuna; daldırdım çenemi çenesine. Küslük de buraya kadar...
Annem ve babamla muhteşem bir haftasonu geçirdikten sonra, bu da yapılmaz ki ama! Annem gitti, babam yoktu ben uyandığımda. Annem şöyle bir öptü beni alelacele ve beni Zeynep teyzemle bıraktı. Hiçbir şey anladım ben bu sabahki hallerimizden.
Zeynep teyzem de beni hazırladı; hoppaaa dışarı çıkıyoruz, aaa hatta deniz geçiyoruz. İstikamet, dayımın evi. Anneannem ve dayımlayız bugün. Ee, ama annem ve babam nerede???
Zeynep teyzem ve anneannem sütümü vermek için çokça çaba harcadılar. Aç kalsam da biberonu almayacağım, almadım bugün.
Akşam döndük yine. Bizi annem karşıladı motor iskelesinde. Yok ama ben küstüm ona bugün; konuşmayacağım. İşte, bakın, sesleniyor: Canım kızım, ben geldim. Aşşşkımm! Hayır, yüzüne bile bakmam; beni öylece bırakıp gitti bugün.
Eve geldik. Dayanamadım annemin mis kokusuna; daldırdım çenemi çenesine. Küslük de buraya kadar...
13 Eylül 2009 Pazar
Annem der ki: Başlamak bitirmenin yarısıymış
Haftalardır Montessori'ye nereden ve nasıl başlayacağıma dair bilgi, fikir edinmeye çalışıyorum. Tam bir ansiklopedi kurduyumdur; arama tekniklerim konusunda göğsümü gerebilirim yani.
Gel gelelim, kızım 3 ayını bitirdiğinden beri, Montessori'ye başlamak istiyorum ve o kadar değerli bilginin arasında kendimi kaybolmuş hissediyorum.
Kitaplar aldım, makaleler indirdim, forumları didik didik ettim; beni yine de kesmedi. Pes ediyorum.
Yanlış anlamayın: aramak konusunda pes ediyorum.
Bulduğum, biriktirdiğim bilgileri derleme ve kullanma vakti geldi. Bakalım, ben neler yapabileceğim kızım için?
Şimdiye dek bulduklarım, Montessori ile ilgili ilgisiz her yerde karşıma çıkan bilgiler ve tavsiyeler. Bu da, felsefenin insanların, bilim insanlarının, toplumların ne kadar içine sindiğini ve doğru olduğunu kanıtlıyor kanımca.
Hadi başlıyorum ben de...
Gel gelelim, kızım 3 ayını bitirdiğinden beri, Montessori'ye başlamak istiyorum ve o kadar değerli bilginin arasında kendimi kaybolmuş hissediyorum.
Kitaplar aldım, makaleler indirdim, forumları didik didik ettim; beni yine de kesmedi. Pes ediyorum.
Yanlış anlamayın: aramak konusunda pes ediyorum.
Bulduğum, biriktirdiğim bilgileri derleme ve kullanma vakti geldi. Bakalım, ben neler yapabileceğim kızım için?
Şimdiye dek bulduklarım, Montessori ile ilgili ilgisiz her yerde karşıma çıkan bilgiler ve tavsiyeler. Bu da, felsefenin insanların, bilim insanlarının, toplumların ne kadar içine sindiğini ve doğru olduğunu kanıtlıyor kanımca.
Hadi başlıyorum ben de...
10 Eylül 2009 Perşembe
Anne işe gittiiii...
Evet, annem işe başladı artık. Benim yeterince büyüdüğümü düşünüyor. Galiba büyüdüm. İsteklerimi, istemediklerimi, kendimi çok net ifade edebiliyorum.
Biberon maceramız henüz zaferle sonuçlanmasa da, aç kalacak değilim. Annemden emmeyi çok seviyorum ama günde 2 kez biberondan alsam ne olur ki... Alışacağım, söz...
Zeynep teyzemle evde günlerimizi geçiriyoruz. Annem varken farklıydı tabii ama, Zeynep teyzem benimle çok güzel ilgileniyor; uyku saatlerim, beslenme saatlerim konusunda çok titiz. Hatta canım sıkılmasın diye, parka gitmeye de başladık. Gerçi şu korkunç yağmurlar kesintiye uğrattı ama neyse.
Yağmurun en sıkıntı veren sonucu, D vitaminini damla ile almak zorunda kalmak. Belki güneş amca yine yüzünü gösterir ara ara.
Parkta arkadaş edinmeye başladım; pek umrumda değil şimdilik. Ama geleceğe yatırım yapmaktan zarar gelmez; Zeynep teyzem "sosyalleşmem" gerektiğini söylüyor.
Annem evi gün içinde fazla aramiyor; 1 kez belki. Beni özlemediğinden değil; yalnızca uykumu bölmek istemiyor.
Annemi çok özlüyorum :( Eskiden babamı çok özlerdim, şimdi annemi de özlüyorum. Annem eve geldiğinde, gülücüklerimi eksik etmiyorum ama biraz da hırslanıyorum. Aç değilim, ancak annemi görünce hemen kokusunu içime çekmek istiyorum. Gelir gelmez, memeyle 10 dakika sevgi yumağı oluyoruz :) Yine de anneme özlemimi gideremiyorum; yüzünü, çenesini, yanaklarını ısırıyorum, o da izin veriyor. Ben sevgimi böyle ifade edebiliyorum.
Annem sütüm konusunda çok disiplinli. Günde iki kez topluyor. Neyse ki ofiste anneler için uygun koşullar sağlanmış; yalnızca tüm gün süren toplantılardan ayrılması gerekiyor. Geçen hafta daha güzel sütler alıyordum, bu hafta sütümün miktarı azaldı. Ama galiba benim de içme kapasitem geçen haftaya göre daha düşük. Geçen hafta öğün başına 200ml alıyordum; bu haftaysa 160ml. Ben anneme mi ayak uyduruyorum, yoksa annem mi bana?
Biberon maceramız henüz zaferle sonuçlanmasa da, aç kalacak değilim. Annemden emmeyi çok seviyorum ama günde 2 kez biberondan alsam ne olur ki... Alışacağım, söz...
Zeynep teyzemle evde günlerimizi geçiriyoruz. Annem varken farklıydı tabii ama, Zeynep teyzem benimle çok güzel ilgileniyor; uyku saatlerim, beslenme saatlerim konusunda çok titiz. Hatta canım sıkılmasın diye, parka gitmeye de başladık. Gerçi şu korkunç yağmurlar kesintiye uğrattı ama neyse.
Yağmurun en sıkıntı veren sonucu, D vitaminini damla ile almak zorunda kalmak. Belki güneş amca yine yüzünü gösterir ara ara.
Parkta arkadaş edinmeye başladım; pek umrumda değil şimdilik. Ama geleceğe yatırım yapmaktan zarar gelmez; Zeynep teyzem "sosyalleşmem" gerektiğini söylüyor.
Annem evi gün içinde fazla aramiyor; 1 kez belki. Beni özlemediğinden değil; yalnızca uykumu bölmek istemiyor.
Annemi çok özlüyorum :( Eskiden babamı çok özlerdim, şimdi annemi de özlüyorum. Annem eve geldiğinde, gülücüklerimi eksik etmiyorum ama biraz da hırslanıyorum. Aç değilim, ancak annemi görünce hemen kokusunu içime çekmek istiyorum. Gelir gelmez, memeyle 10 dakika sevgi yumağı oluyoruz :) Yine de anneme özlemimi gideremiyorum; yüzünü, çenesini, yanaklarını ısırıyorum, o da izin veriyor. Ben sevgimi böyle ifade edebiliyorum.
Annem sütüm konusunda çok disiplinli. Günde iki kez topluyor. Neyse ki ofiste anneler için uygun koşullar sağlanmış; yalnızca tüm gün süren toplantılardan ayrılması gerekiyor. Geçen hafta daha güzel sütler alıyordum, bu hafta sütümün miktarı azaldı. Ama galiba benim de içme kapasitem geçen haftaya göre daha düşük. Geçen hafta öğün başına 200ml alıyordum; bu haftaysa 160ml. Ben anneme mi ayak uyduruyorum, yoksa annem mi bana?
5 Eylül 2009 Cumartesi
Uyuyan Tehlike: Bisphenol-A ve Dioksin
Annemin e-mail grubundaki sevgili teyzeler, duyarlı anneler birkaç gündür önemli bir konu üzerine tartışıp çözüm arıyorlar. Postun başlığındaki iki madde, iki tehlikeli madde.
Bisphenol-A (nam-ı diğer BPA) münferit çalışmalarla ispatlanmış olmasına rağmen henüz hakkında yeterince çalışma olmadığı için resmi olarak kanserojen madde sayılmazken, Dioksin mutajen ve kanserojen bir maddeymiş.
Peki, bu postu yazmaya neden olan durum nedir? Tabii ki sağlığımız. Biz minik insanlar için özellikle bu iki madde çok tehlikeli. Ve korunmak için epey zorlanmamız gerekiyor. Çünkü Dioksin, bildiğimiz PVC'de, hatta kağıtların beyazlatılmasında kullanılıyor. BPA ise içtiğimiz suyun damacanasından, çok değerli besinimiz olan sütü aldığımız biberona kadar tüm sağlam ve şeffaf plastik malzemelerde bulunan bir madde.
Her plastik malzeme tehlikeli değil tabii. Plastikler, üzerlerinde bazı kodlar taşıyorlar. Bu kodlara göre riski de görebiliyoruz. Mesela 1,2,4 nolu kodlar risk taşımazken, 7 kodu "içeriği bilinmeyen plastik" olarak adlandırılıyor. Geniş bilgi için buraya ve şuraya bakabilirsiniz. Amma velakin, her ne kadar bu kodları görsek ve bilsek de, tüm damacanaların 7 koduna sahip olması, neredeyse tüm biberon firmalarının BPA'sız ürünleri olmasına rağmen ülkemizde satışını yapmaması büyük sıkıntı yaratıyor.
Annem şimdi harıl harıl, BPA-free biberon, su bardağı ve bilumum materyal arıyor. Şimdiye kadar tek sevindirici durum, Medela süt pompası ve poşetlerinin BPA-free olması. Süt toplama kaplarından da alacak ama hala daha Medela'ya uygun biberon başlığı bulamadı, arıyor. Biberonlar değişecek. Gün içinde içtiği suyu engelleyemeyecek ama en azında ek gıda döneminde benim için kullanacağı suyu kesinlikle damacanadan sağlamayacak. Dioksin için ise, biraz daha araştırma yapması gerek; oyuncaklarımı dikkatli seçmeli. Aslında hazır bezden de sakınmak gerekiyor, buyrun.
BPA-free ve PVC-free bebek ürünleri için özet bilgide burayı; detaylı ürün görüşlerindeyse burayı referans noktası verebiliriz.
Unutmayalım; plastik, biliyoruz ki, petrolden üretilen yan madde. Ne kadar risksiz olabileceğini varın, siz düşünün; mümkün olduğunca az tüketin.
Bilgilenmemize destek olan tüm süper annelere teşekkür ederiz.
Bisphenol-A (nam-ı diğer BPA) münferit çalışmalarla ispatlanmış olmasına rağmen henüz hakkında yeterince çalışma olmadığı için resmi olarak kanserojen madde sayılmazken, Dioksin mutajen ve kanserojen bir maddeymiş.
Peki, bu postu yazmaya neden olan durum nedir? Tabii ki sağlığımız. Biz minik insanlar için özellikle bu iki madde çok tehlikeli. Ve korunmak için epey zorlanmamız gerekiyor. Çünkü Dioksin, bildiğimiz PVC'de, hatta kağıtların beyazlatılmasında kullanılıyor. BPA ise içtiğimiz suyun damacanasından, çok değerli besinimiz olan sütü aldığımız biberona kadar tüm sağlam ve şeffaf plastik malzemelerde bulunan bir madde.
Her plastik malzeme tehlikeli değil tabii. Plastikler, üzerlerinde bazı kodlar taşıyorlar. Bu kodlara göre riski de görebiliyoruz. Mesela 1,2,4 nolu kodlar risk taşımazken, 7 kodu "içeriği bilinmeyen plastik" olarak adlandırılıyor. Geniş bilgi için buraya ve şuraya bakabilirsiniz. Amma velakin, her ne kadar bu kodları görsek ve bilsek de, tüm damacanaların 7 koduna sahip olması, neredeyse tüm biberon firmalarının BPA'sız ürünleri olmasına rağmen ülkemizde satışını yapmaması büyük sıkıntı yaratıyor.
Annem şimdi harıl harıl, BPA-free biberon, su bardağı ve bilumum materyal arıyor. Şimdiye kadar tek sevindirici durum, Medela süt pompası ve poşetlerinin BPA-free olması. Süt toplama kaplarından da alacak ama hala daha Medela'ya uygun biberon başlığı bulamadı, arıyor. Biberonlar değişecek. Gün içinde içtiği suyu engelleyemeyecek ama en azında ek gıda döneminde benim için kullanacağı suyu kesinlikle damacanadan sağlamayacak. Dioksin için ise, biraz daha araştırma yapması gerek; oyuncaklarımı dikkatli seçmeli. Aslında hazır bezden de sakınmak gerekiyor, buyrun.
BPA-free ve PVC-free bebek ürünleri için özet bilgide burayı; detaylı ürün görüşlerindeyse burayı referans noktası verebiliriz.
Unutmayalım; plastik, biliyoruz ki, petrolden üretilen yan madde. Ne kadar risksiz olabileceğini varın, siz düşünün; mümkün olduğunca az tüketin.
Bilgilenmemize destek olan tüm süper annelere teşekkür ederiz.
1 Eylül 2009 Salı
Annem der ki: Bebeğimden ilk ayrılık
Saydım, üşenmeden, gocunmadan hesapladım: tam 13,5 aydır, yani 415 gündür kızımla beraberim; hiç ayrı kalmamışım.
Bugün ise ilk defa ayrılıyorum. Bugün önemli bir gün; yeni dünyamda başka bir mihenk taşı.
Büyük gün geldi, çattı. Ben üzüldüm, çok üzüldüm. Ama beslenmem gerek; ruhumun gıdayı alması gerek, üretmeliyim, belki daha az faydası olan, belki beni daha çok yoran bir üretim ama devam etmeliyim; kızım için, kızımdan ayrı üretip büyümeliyim.
Bugün ağladım; kızıma sarıldım, kokladım; gidiyorum dedim, akşama yine birlikteyiz dedim. Öptüm, öptüm, kokladım, ayrıldım. O görmeden ağladım. Sonra kendimi topladım.
13,5 aydır kızım benim can yoldaşım; sıkıntılarımda kafamın bulutlarını dağıtan güneşim oldu. İşte düşen motivasyonumu yükselten umut oldu. Kızım yine güneşim, yine umudum; bir de özlemim olacak.
En çok koyan nedir, bilir misiniz? Anlarsınız, hatırlarsınız, şimdi okuduğunuzda... Kızımın kokusunu duymak bana koyacak. Ne demek ki bu? Bunca zamandır aynı koku, aynı tene sahipken, ayrı kalınca onun kokusu benim kokumdan ayrılacak ve ben onun kendine has kokusunu duyacağım. İşte o zaman benden ayrı bir birey olduğunu anlayacağım. Sevineceğim, içim buruk...
Neyse dostlar... Ayrılık dediğimiz, böylesi olsun...
Bugün ise ilk defa ayrılıyorum. Bugün önemli bir gün; yeni dünyamda başka bir mihenk taşı.
Büyük gün geldi, çattı. Ben üzüldüm, çok üzüldüm. Ama beslenmem gerek; ruhumun gıdayı alması gerek, üretmeliyim, belki daha az faydası olan, belki beni daha çok yoran bir üretim ama devam etmeliyim; kızım için, kızımdan ayrı üretip büyümeliyim.
Bugün ağladım; kızıma sarıldım, kokladım; gidiyorum dedim, akşama yine birlikteyiz dedim. Öptüm, öptüm, kokladım, ayrıldım. O görmeden ağladım. Sonra kendimi topladım.
13,5 aydır kızım benim can yoldaşım; sıkıntılarımda kafamın bulutlarını dağıtan güneşim oldu. İşte düşen motivasyonumu yükselten umut oldu. Kızım yine güneşim, yine umudum; bir de özlemim olacak.
En çok koyan nedir, bilir misiniz? Anlarsınız, hatırlarsınız, şimdi okuduğunuzda... Kızımın kokusunu duymak bana koyacak. Ne demek ki bu? Bunca zamandır aynı koku, aynı tene sahipken, ayrı kalınca onun kokusu benim kokumdan ayrılacak ve ben onun kendine has kokusunu duyacağım. İşte o zaman benden ayrı bir birey olduğunu anlayacağım. Sevineceğim, içim buruk...
Neyse dostlar... Ayrılık dediğimiz, böylesi olsun...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)