Kalpler hızlı hızlı atıyor. Yüreklerde bir coşku var. Alınlarda ter...
İstanbul'da bir sinerjinin enerjisi insanları sarıyor.
Çocuklarına iyi ve bağımsız bir gelecek sunmak isteyen anne-babalar, Montessori Eğitimi grubunda uzun yıllardır birbirlerine destek oluyorlar. Şimdi ise bu çok değerli gruptan güzel bir proje ortaya çıkıyor: İstanbul'da bir Montessori Okulu (aslında preschool). Öncelikle anaokulu olarak hizmet verecek olan okulun hedefleri büyük.
Anne-baba şefkatini ve özenini bizzat yaşayacak, düğmesini kendi ilikleyebilecek, ayakkabısını kendi bağlayacak, matematiği ve dilini kolayca öğrenebilecek, çevresine duyarlı ve saygılı olacak, inisiyatif kullanmayı bilecek, deneyerek deneyimleyecek minik kalpler aranıyor.
Eğer yavrunuz 20 ay ve üzerindeyse, neden olmasın? Başvurun. Pişman olmayacaksınız.
Ben mi? Gönlüm bu yola başkoydu. Balca Misis'in bir an önce büyümesini bekliyorum.
scribd'e tanıtım broşürünü yükledim, aşağıdaki videodan izleyebilirsiniz.
Hepimize hayırlı, uğurlu olsun.
Montessori Okulu Tanıtım ve Bilgi
24 Mayıs 2010 Pazartesi
7 Mayıs 2010 Cuma
Annem der ki: Yazasım gelmiyor..
Hala toparlayamadım kendimi. Şuraya iki çift güzel, özel söz yazmak vakti.. hatta o vakit geldi geçti de..
Kendimi borçlu hissediyorum.
Misis çok özel günler yaşıyor. Bebeklikten çocukluğa adım atarken farklı heyecanlar, sıkıntılar ve değerli dakikalar. Tek tek yazmam gerek.
ilk doğumgünü
ilk yaş doktor muayenesi
kayseri-ürgüp seyahati
ilk gerçek adımlar
sosyal ortamlar
gerileme dönemi
pedagog yorumları
Yazacaklar daha da birikmeden işe koyulmalı. Bugün değil, belki yarın...
Takip eden dostlara borcumu kısmen ödemek için sizlere yeni bir blogtan haber vereyim:
Montessori anneleri! Jojoebi yeni bir blog tasarlamış: takip ettiği Montessori bloglarından derleme yaparak güzel bir çalışmaya imza atmış. Dilediğiniz konuda arama yapıp farklı fikir ve uygulamaları inceleyebiliyorsunuz. Gelişmeye açık.. Fikirlerimizi de bekliyor. Bu blogta sağ dizinde bir ikon olarak ekledim. Adresi: The Montessori Goldmine
Görüşmek üzere.
Kendimi borçlu hissediyorum.
Misis çok özel günler yaşıyor. Bebeklikten çocukluğa adım atarken farklı heyecanlar, sıkıntılar ve değerli dakikalar. Tek tek yazmam gerek.
ilk doğumgünü
ilk yaş doktor muayenesi
kayseri-ürgüp seyahati
ilk gerçek adımlar
sosyal ortamlar
gerileme dönemi
pedagog yorumları
Yazacaklar daha da birikmeden işe koyulmalı. Bugün değil, belki yarın...
Takip eden dostlara borcumu kısmen ödemek için sizlere yeni bir blogtan haber vereyim:
Montessori anneleri! Jojoebi yeni bir blog tasarlamış: takip ettiği Montessori bloglarından derleme yaparak güzel bir çalışmaya imza atmış. Dilediğiniz konuda arama yapıp farklı fikir ve uygulamaları inceleyebiliyorsunuz. Gelişmeye açık.. Fikirlerimizi de bekliyor. Bu blogta sağ dizinde bir ikon olarak ekledim. Adresi: The Montessori Goldmine
Görüşmek üzere.
15 Nisan 2010 Perşembe
15 Nisan beraber olduğumuz 2. doğumgünümüz
Geriye dönük yazılardan ilki...

Annem ve ben aynı gün doğduk. Bu bizim için çok güzel bir tesadüf. Tabii bu olayın bir de cilvesi var: annemin bu özel gün için kendine vakit ayıramaması.
Annem kendi doğumgünü kutlamalarını günlere yayarak Perşembe gününü tamamen benim ilk yaş günüme ayırdı. Güzel bir pasta ve kurabiye siparişinin ardından, anneanne ve babaannem benim için güzel bir sofra hazırladılar. Bir gece önce dedem ve annem salonu balonlarla süslemişler.
Doğumgünüm haftaiçine denk geldiği için, akşam saatlerinde kutlama yaptık. Annem iş çıkışı koşa koşa eve geldi. Benim cicilerimi giydirip kendi hazırlandı. Misafirlerimizde gelince kutlamalara başladık.



Bugün çok güzeldi. Kendimi gerçekten çok özel hissettim. Bana özel birşeylerin olduğunu, tüm sevdiklerimin benimle beraber bir mutluluk paylaştıklarını farkettim. Şımardım haliyle; epeyce şımardım.
Ve ilk kez yürüdüm. Bir kucaktan diğer kucağa yürüye yürüye gittim, durdum. Yürümek çok eğlenceliymiş!
Ayrıca hem benim pastam hem de Zeynep teyzemin pastası mükemmeldi. Nilay ve Funda teyzelerin ellerine sağlık!
Hediyelerim de çok güzeldi. Sallanan bir atım, bir müzik kitabım, güzeller güzeli elbiselerim oldu. Annem de misafirlerimize birer hediye hazırlamış: fotoğrafımdan birer saat. Onlar da çok mutlu oldular!

Annem ve ben aynı gün doğduk. Bu bizim için çok güzel bir tesadüf. Tabii bu olayın bir de cilvesi var: annemin bu özel gün için kendine vakit ayıramaması.
Annem kendi doğumgünü kutlamalarını günlere yayarak Perşembe gününü tamamen benim ilk yaş günüme ayırdı. Güzel bir pasta ve kurabiye siparişinin ardından, anneanne ve babaannem benim için güzel bir sofra hazırladılar. Bir gece önce dedem ve annem salonu balonlarla süslemişler.
Doğumgünüm haftaiçine denk geldiği için, akşam saatlerinde kutlama yaptık. Annem iş çıkışı koşa koşa eve geldi. Benim cicilerimi giydirip kendi hazırlandı. Misafirlerimizde gelince kutlamalara başladık.



Bugün çok güzeldi. Kendimi gerçekten çok özel hissettim. Bana özel birşeylerin olduğunu, tüm sevdiklerimin benimle beraber bir mutluluk paylaştıklarını farkettim. Şımardım haliyle; epeyce şımardım.
Ve ilk kez yürüdüm. Bir kucaktan diğer kucağa yürüye yürüye gittim, durdum. Yürümek çok eğlenceliymiş!
Ayrıca hem benim pastam hem de Zeynep teyzemin pastası mükemmeldi. Nilay ve Funda teyzelerin ellerine sağlık!
Hediyelerim de çok güzeldi. Sallanan bir atım, bir müzik kitabım, güzeller güzeli elbiselerim oldu. Annem de misafirlerimize birer hediye hazırlamış: fotoğrafımdan birer saat. Onlar da çok mutlu oldular!
Balca Misis'in Doğumgünü Treni
Siz de çocuklarınızı mutlu etmek için şu adrese girin, eğlenin:
www.babytv.com/fun.aspx
2 Nisan 2010 Cuma
Annem der ki: Boğazımda düğüm düğüm hıçkırık oldun...
Zonguldak, 2 Nisan 2010 13:10
Yastayım, çok sevdiğimi yitirdim...
Boğazımda düğümlenen hıçkırıksın, Nunişim.
Yenildim. Seni sonsuzluğa teslim ettim. Varsa yoksa sendin oysa ki.
Yaşlanmış bedeninden arındın. Yine de erkendi. Biliyorum, ayrılık günü daima erken olacaktı. Yine de çok erkendi.
Güzel anılarınla artık beynimin her kıvrımında, ruhunun saf enerjisiyle her hücremdesin.
Telefonu elime alsam, sesini duyar gibiyim. Gözümü kapatsam, seni görür gibiyim. Adını ansam, seni hisseder gibiyim. Uzansam, tutacak gibiyim. Ufka dalsam, yeşil gözlerini görür gibiyim. Bu aralar böyleyim...
Adın gibi nurlar içinde dinlen.
Seni çok sevmeye, sevdirmeye devam edeceğim.
Torunun
Yastayım, çok sevdiğimi yitirdim...
Boğazımda düğümlenen hıçkırıksın, Nunişim.
Yenildim. Seni sonsuzluğa teslim ettim. Varsa yoksa sendin oysa ki.
Yaşlanmış bedeninden arındın. Yine de erkendi. Biliyorum, ayrılık günü daima erken olacaktı. Yine de çok erkendi.
Güzel anılarınla artık beynimin her kıvrımında, ruhunun saf enerjisiyle her hücremdesin.
Telefonu elime alsam, sesini duyar gibiyim. Gözümü kapatsam, seni görür gibiyim. Adını ansam, seni hisseder gibiyim. Uzansam, tutacak gibiyim. Ufka dalsam, yeşil gözlerini görür gibiyim. Bu aralar böyleyim...
Adın gibi nurlar içinde dinlen.
Seni çok sevmeye, sevdirmeye devam edeceğim.
Torunun
21 Mart 2010 Pazar
Bir gün dolusu ilk...
Samimi bir annenin cesur girişimi: NURTURIA

Nurturia Nedir?
"Nurturia ile çocuğunu daha kolay büyüt"
Anne-baba ve anne-baba adaylarının çocuk gelişimi hakkında karşılıklı bilgi edindikleri, sevdikleri ile anlarını ve hikayelerini paylaştıkları, yardımlaşabildikleri sosyal platform.
Nurturia'da Neler Yapabilirsiniz?
Kendiniz için bir hesap açabilir, çocuklu arkadaşlarınızı ekleyebilirsiniz, yeni arkadaşlar bulabilirsiniz. Çocuklarınız için de hesap oluşturalım. Aile fertlerini davet edebilirsiniz.
Böylece çocuklarınızın ve sizin günlük maceralarınızı buradan paylaşabilirsiniz. Çocuğunuzun anı defterini güncelleyerek gelecek için kayıt altına alabilirsiniz. Hamilelikten itibaren çocuk ve göbek :) büyütmekle ilgili her türlü sorunuzu sorabilir, soru yanıtlayarak tecrübelerinizi paylaşabilirsiniz.
Nasıl Üye Olabilirim?
Üyelik ücretsiz. www.nurturia.com.tr adresinden 1 dakikada üye olabilirsiniz. Kayıt olduktan e-posta adresinizi onaylamayı unutmayin.
Nurturia Tanıtım Turu Adresi: http://www.nurturia.com.tr/account/tour
Nurturia Ne demek? Nurturia, İngilizce'de iyi bakmak, büyütmek anlamındaki "Nurture" kelimesinden geliyor. Yurt dışına açılma planlarından dolayı ingilizce kökenli bir isim seçilmis.
*** Nurturia'nın doğuş hikayesini sevgili Damla'nın kaleminden okumak ister misiniz?
http://www.kitubi.com/2009/09/14/%c3%87ocukluHayat%c4%b1Kolayla%c5%9ft%c4%b1r%c4%b1yoruzNurturia.aspx
Ellerine, yüreğine sağlık, Damla!
Annem der ki: Aile olmak...
Bebeğim, büyüyorsun. İlk yaşını kutlamaya çok az kaldı. Vakit ne çabuk geçiyormuş meğer. Hadi büyü dediğimiz anlar, şimdi çok geride.
Her gün hamdediyoruz gelişine. Her gün dua ediyoruz, seninle her günümüz mutlu geçsin diye.
Öyle güzelsin ki.. Elimizde büyüyen bir tomurcuk papatya. Her gün bir yaprak açıyorsun sanki, biz seni sevgimizle besledikçe.
İyi ki varsın, bebeğim.
Her gün bir çok kez babanla birbirimize soruyoruz; ne yapıyor olurduk, sen aramıza katılmasaydın? Vakit geçmezmiş meğer sen yokken; hayat boşmuş meğerse. Senin varlığın bizi bu kadar mutlu eden; telaşlı, enerji dolu, "canlı" yapan.
Biz seninle her günü tekrar ve başka yaşıyoruz. Böylesi bir dönem varmış ömrümüzde meğerse. Senin varlığın bizi büyüten, kemal eden. Senin varlığın bizi aile kılan...
Gelişinle bizi şen eyledin!
İyi ki varsın, bebeğim ;);)(-:
Her gün hamdediyoruz gelişine. Her gün dua ediyoruz, seninle her günümüz mutlu geçsin diye.
Öyle güzelsin ki.. Elimizde büyüyen bir tomurcuk papatya. Her gün bir yaprak açıyorsun sanki, biz seni sevgimizle besledikçe.
İyi ki varsın, bebeğim.
Her gün bir çok kez babanla birbirimize soruyoruz; ne yapıyor olurduk, sen aramıza katılmasaydın? Vakit geçmezmiş meğer sen yokken; hayat boşmuş meğerse. Senin varlığın bizi bu kadar mutlu eden; telaşlı, enerji dolu, "canlı" yapan.
Biz seninle her günü tekrar ve başka yaşıyoruz. Böylesi bir dönem varmış ömrümüzde meğerse. Senin varlığın bizi büyüten, kemal eden. Senin varlığın bizi aile kılan...
Gelişinle bizi şen eyledin!
İyi ki varsın, bebeğim ;);)(-:
20 Mart 2010 Cumartesi
Beni bu güzel havalar mahvetti..
Tembellik bir yere kadar...
Annem bir süredir buraya uğramayı ihmal ediyor. Hikaye bol, anı çok.. Her güne yeni bir hareket, eğlence. Ee, bu blog niye var? Bunları kaydetmek için, ilerde eskiye dair okumalar için.
Bugün yine pek bir hali yok. Son 10 gündür annem akşam benimle uykuya dalıyor; gece yarısı kalkıyor, işini gücünü tamamlıyor. Ortalığı toplamak, yeni iş gününe hazırlanmak, yoğurt ve peynirimi yapmak derken burayı görmemesi de normal. Bu bahar geçişi bir bitse de annem kendine gelse.
Bahar demişken, bugün bahara geçtik. Eminim, %100! Çünkü bugün ben bir tuhaf oldum. Sabah kahvaltıya çıkalım derken, her zamanki gibi saati 12 yaptık. Nasıl beceriyoruz ki böyle geç kalmayı. Annemin hep yapması gereken bir şeyler çıkıyor, hareket edemiyoruz :( Beşiktaş'a gittik, hava güzel ama benim uykum var. Neyse dışarda olduğumdan sesimi çıkarmadım. Bir şeyler yedik. Sonra fotoğrafçıya gittik. Annem ve babam yıllardır Saygın Color'da fotoğraf çektirirmiş; ben de aralarına katıldım. Çok önemli bişi değil, yalnızca vesikalık fotoğraf. Vize başvurusu içinmiş. Sesimi çıkarmadım ama mutlu olduğumu da söyleyemeyeceğim. 20 pozdan bir tanesi de güzel çıkmaz mı! Bu fotoğrafların tümü yakılası valla! Pek asık suratlıyım. Neyse işimizi görecekmiş.
Fotoğraf sonrası yorgunluğumun en dibinde artık ağlamaya başladım. Dışarıda uyuyamıyorum bir türlü. Arabaya binip müziği duyduktan sonra uykuya daldım annemin kucağında. Sonrasındaki organik pazarı kaçırmışım. Tüm alışverişi babam yapmış, biz arabada beklerken. Eve dönerken uyandım; epey uyumuşum.
Eve geldik, ben bir tuhaf. Annem beni nereye bırakırsa, orada yatakalıyorum. Başımı kaldıracak halim ve enerjim yok. Aman çok usluyum. Hatta annem mutfakta çalışıp, babam koltukta sızmışken ben de yattım TVye anlamsızca bakıyordum bir süre. Epey bir süre, şaka değil. Bakın!

Annemler, yatarak vakit geçirebilmeyi keşfettiğimi; bir ümit, bunu alışkanlık haline getirebileceğimi düşünerek seviniyorlar. Durun bi dakka, beni bahar çarpıverdi, o kadar.
Beni bu güzel havalar mahvetti..
Annem bir süredir buraya uğramayı ihmal ediyor. Hikaye bol, anı çok.. Her güne yeni bir hareket, eğlence. Ee, bu blog niye var? Bunları kaydetmek için, ilerde eskiye dair okumalar için.
Bugün yine pek bir hali yok. Son 10 gündür annem akşam benimle uykuya dalıyor; gece yarısı kalkıyor, işini gücünü tamamlıyor. Ortalığı toplamak, yeni iş gününe hazırlanmak, yoğurt ve peynirimi yapmak derken burayı görmemesi de normal. Bu bahar geçişi bir bitse de annem kendine gelse.
Bahar demişken, bugün bahara geçtik. Eminim, %100! Çünkü bugün ben bir tuhaf oldum. Sabah kahvaltıya çıkalım derken, her zamanki gibi saati 12 yaptık. Nasıl beceriyoruz ki böyle geç kalmayı. Annemin hep yapması gereken bir şeyler çıkıyor, hareket edemiyoruz :( Beşiktaş'a gittik, hava güzel ama benim uykum var. Neyse dışarda olduğumdan sesimi çıkarmadım. Bir şeyler yedik. Sonra fotoğrafçıya gittik. Annem ve babam yıllardır Saygın Color'da fotoğraf çektirirmiş; ben de aralarına katıldım. Çok önemli bişi değil, yalnızca vesikalık fotoğraf. Vize başvurusu içinmiş. Sesimi çıkarmadım ama mutlu olduğumu da söyleyemeyeceğim. 20 pozdan bir tanesi de güzel çıkmaz mı! Bu fotoğrafların tümü yakılası valla! Pek asık suratlıyım. Neyse işimizi görecekmiş.
Fotoğraf sonrası yorgunluğumun en dibinde artık ağlamaya başladım. Dışarıda uyuyamıyorum bir türlü. Arabaya binip müziği duyduktan sonra uykuya daldım annemin kucağında. Sonrasındaki organik pazarı kaçırmışım. Tüm alışverişi babam yapmış, biz arabada beklerken. Eve dönerken uyandım; epey uyumuşum.
Eve geldik, ben bir tuhaf. Annem beni nereye bırakırsa, orada yatakalıyorum. Başımı kaldıracak halim ve enerjim yok. Aman çok usluyum. Hatta annem mutfakta çalışıp, babam koltukta sızmışken ben de yattım TVye anlamsızca bakıyordum bir süre. Epey bir süre, şaka değil. Bakın!

Annemler, yatarak vakit geçirebilmeyi keşfettiğimi; bir ümit, bunu alışkanlık haline getirebileceğimi düşünerek seviniyorlar. Durun bi dakka, beni bahar çarpıverdi, o kadar.
Beni bu güzel havalar mahvetti..
14 Mart 2010 Pazar
Ellerimle yemek
10. ay kontrolümde doktorum, anne-babama artık kaşık ve tabağımı önüme koymalarını söylemişti. Doktor öncesinde de mama sandalyesine oturduğum zamanlarda tembelliğim tutuyor; suyumu bile kendim içmiyordum. Peki şimdi nasıl olacaktı? Ya da daha doğrusu, olmalı mıydı?
Bizimkiler erken olduğunu düşünmekle birlikte, birkaç kez deneme yaptılar. Olmadı. Elimle yemek, kaşık tutmak istemedim. Hiç ilgi göstermedim; heyecanlanmadım.
Gel zaman git zaman... Birkaç gündür istekle annemin tuttuğu tabağıma atlamaya başladım. Bugün annemin yemeğine saldırdım, desem yalan olmaz. Annem de önüme tabağı da kaşığı da bıraktı. Bakın neler oldu:

>> Doyduğumu söyleyemeyeceğim.
>> Susuz bir yemek olduğu için annem çok şanslı.
>> Yine de ortalık batmadı sanmayın. Yerde muşamba seriliydi de, temizlemesi çok kolay oldu.
>> Herşeyin bir zamanı, her çocuğun bir ritmi olduğunu bir kez daha gördük. Ben isteyince, herşey olur.
Yeni ritmler için hevesliyiz.
Bir not: Unutmadan yazmak, bir anı olarak saklamak istediğim bir huyum var: Çok zamandır mama sandalyesinden kalkarken üstümü silkeleyen annem ve babama eşlik ediyorum. Ayağa kalkınca başımı önüme eğiyor, üzerimdeki kırıntıların yere düşüşünü seyrediyorum. Çok zevkli...
Bizimkiler erken olduğunu düşünmekle birlikte, birkaç kez deneme yaptılar. Olmadı. Elimle yemek, kaşık tutmak istemedim. Hiç ilgi göstermedim; heyecanlanmadım.
Gel zaman git zaman... Birkaç gündür istekle annemin tuttuğu tabağıma atlamaya başladım. Bugün annemin yemeğine saldırdım, desem yalan olmaz. Annem de önüme tabağı da kaşığı da bıraktı. Bakın neler oldu:

>> Doyduğumu söyleyemeyeceğim.
>> Susuz bir yemek olduğu için annem çok şanslı.
>> Yine de ortalık batmadı sanmayın. Yerde muşamba seriliydi de, temizlemesi çok kolay oldu.
>> Herşeyin bir zamanı, her çocuğun bir ritmi olduğunu bir kez daha gördük. Ben isteyince, herşey olur.
Yeni ritmler için hevesliyiz.
Bir not: Unutmadan yazmak, bir anı olarak saklamak istediğim bir huyum var: Çok zamandır mama sandalyesinden kalkarken üstümü silkeleyen annem ve babama eşlik ediyorum. Ayağa kalkınca başımı önüme eğiyor, üzerimdeki kırıntıların yere düşüşünü seyrediyorum. Çok zevkli...
8 Mart 2010 Pazartesi
Somun pehlivanı
Hoş bir not: Bu poza benzer bir pozdan dayımın da var. Tarih tekerrürden ibaretse, gelecekte onun gibi mi olacağım?! Aman, annem korusun beni :)
2 Mart 2010 Salı
İki çift söz de annemden..
Çocuk mutluysa, oyun olsun, aktivite olsun hayatında. Anne mutluysa, çocuğuyla oynasın, aktivite yapsın.
Kim ne yaparsa yapsın, kendi için, çocuğu için en iyisini düşündüğünü yapsın.
Yaparken de, diğer anne ve çocukları düşünüp empati kursun.
Herkesin kendine ait bir yolu var. Kimse yol kesmesin, hak yemesin, kimseyi üzmesin.
Her anne güzeldir, her çocuk değerlidir, her doğru doğrudur.
Sonuçta her ne oluyorsa, o anne ve çocuğu arasında. Gerisi kime ne...
* Kendine ve yavrularına değer veren tüm annelere selam olsun.
Kim ne yaparsa yapsın, kendi için, çocuğu için en iyisini düşündüğünü yapsın.
Yaparken de, diğer anne ve çocukları düşünüp empati kursun.
Herkesin kendine ait bir yolu var. Kimse yol kesmesin, hak yemesin, kimseyi üzmesin.
Her anne güzeldir, her çocuk değerlidir, her doğru doğrudur.
Sonuçta her ne oluyorsa, o anne ve çocuğu arasında. Gerisi kime ne...
* Kendine ve yavrularına değer veren tüm annelere selam olsun.
16 Şubat 2010 Salı
10. Ay Kontrolü
Bugün hava güzeldi. Teyzem öğlene doğru beni giydirdi; gezmeye gidiyorduk ki, bir bakayım ne göreyim: hastaneye gelmişiz. Neyse, bu havalarda buna da şükür.
Hemen babam karşıladı beni. Annem de biz bekleme salonundayken geldi. Bir süre bekledik orada.
Bekleme salonunda akıllı tellerden oluşan bir masa var; ben çok seviyorum. Boncukları bir oraya bir buraya tel üzerinde itiyorum, çeviriyorum. Epey oyalandım. Babam bana bu masadan almak niyetinde.
Duvardaki harika renklere sahip ağaç çizimi, ilk doktor ziyaretimden itibaren mutlaka incelediğim bir unsur. Annemin kucağında parmaklarımı üzerinde gezdirerek dokusunu anlamaya çalışıyorum hala. Şimdi işaret parmağımla çok güzel işaret ediyorum.
Duvarın önünde sallanan kuş maketlerini ve köşede akvaryumdaki balıkları unutmayalım. Onları izlemek ve onlara dokunmak çok eğlenceli. Umarım bir gün gerçek bir hayvanım olur.
Bekleme salonu maceraları devam ederken, Berkan doktorum bizi odaya davet etti. Önce onu farketmedim. Bir süre geçti, beni kucağına davet etti. Zarif ses tonuyla uysaldım. Bir telefon çaldı ve normal sesi tonuna döner dönmez çığlığı bastım. Ya, ben çok korkuyorum doktorumdan.
Neyse ağla, ağla, ağla; hepten peşinen ağladım. Oysa hiçbir şey olmadı. Yalnızca rutin kontroller yapıldı.
Kilom hala grafiğin üst sınırını (+100. persentil) geçmiş durumda. Annemler, yemin billah börek, makarna ve muhallebi gibi kalorili şeyleri yedirmediğini söylüyor; gerçekten de öyle. Kilo alan bir yapım var galiba :) su içsem yarıyor :)
Doktor, emip emmediğimi merak etti. Annem de hem sağmaya devam ettiğini hem de emzirdiğini söyleyince, doktor şaşırdı: çok azimli ve verimliymiş annecim. Doktorumuza bile tuhaf geldikten sonra diğer 3.şahıslar ne yapsın... Boyum da 90. persentilde. Herşey normal.
Diş sayımda da bir gariplik yokmuş: [yaş-6] olmalıymış diş sayısı. Ee, benimki 3 ama olsun 4.dişim bugün yarın çıkacak gibi.
Doktorumuz flor desteği vermedi. Zaten demir desteği bile vermiyor. Florun fazlası zararlı olduğu ve gün içinde alınan flor miktarı belirsiz olduğu için vermemeyi tercih ediyormuş. Özellikle anne sütü alan bebekler sütten flor takviyesi alırmış; içtiğimiz suyun içinde de flor varmış. 1 yaşından itibaren diş macunu kullanmaya başlayınca, bir miktar flor ondan da kapacakmışım.
D vitaminine devam; güneşli havalar hariç.
Önemli bir kilit noktaymış katı gıda tüketimi. Biz sınavı vermişiz: her yemeği, özellikle yetişkin yemeklerini püre yapmadan ya da işlemden geçirmeden tüketiyor olduğum için.
Uyku ve yatak konusunda bir uyarı: bundan sonra annemlerle yatmaya devam edersem feci alışır, bırakamazmışım. Uyku konusu, diğer bir trick konuymuş. Bu sınavı da vermek gerekirmiş. Arada şu diş sıkıntılarım olmasa, yatak konusunda derdim yok. Hallederiz herhalde. Bu olmazsa, acaba Attachment Parenting tarafına mı geçsek?
Bugün doktorda olan bitenler bunlar.
Büyümeye devam!...
Hemen babam karşıladı beni. Annem de biz bekleme salonundayken geldi. Bir süre bekledik orada.
Bekleme salonunda akıllı tellerden oluşan bir masa var; ben çok seviyorum. Boncukları bir oraya bir buraya tel üzerinde itiyorum, çeviriyorum. Epey oyalandım. Babam bana bu masadan almak niyetinde.
Duvardaki harika renklere sahip ağaç çizimi, ilk doktor ziyaretimden itibaren mutlaka incelediğim bir unsur. Annemin kucağında parmaklarımı üzerinde gezdirerek dokusunu anlamaya çalışıyorum hala. Şimdi işaret parmağımla çok güzel işaret ediyorum.
Duvarın önünde sallanan kuş maketlerini ve köşede akvaryumdaki balıkları unutmayalım. Onları izlemek ve onlara dokunmak çok eğlenceli. Umarım bir gün gerçek bir hayvanım olur.
Bekleme salonu maceraları devam ederken, Berkan doktorum bizi odaya davet etti. Önce onu farketmedim. Bir süre geçti, beni kucağına davet etti. Zarif ses tonuyla uysaldım. Bir telefon çaldı ve normal sesi tonuna döner dönmez çığlığı bastım. Ya, ben çok korkuyorum doktorumdan.
Neyse ağla, ağla, ağla; hepten peşinen ağladım. Oysa hiçbir şey olmadı. Yalnızca rutin kontroller yapıldı.
Kilom hala grafiğin üst sınırını (+100. persentil) geçmiş durumda. Annemler, yemin billah börek, makarna ve muhallebi gibi kalorili şeyleri yedirmediğini söylüyor; gerçekten de öyle. Kilo alan bir yapım var galiba :) su içsem yarıyor :)
Doktor, emip emmediğimi merak etti. Annem de hem sağmaya devam ettiğini hem de emzirdiğini söyleyince, doktor şaşırdı: çok azimli ve verimliymiş annecim. Doktorumuza bile tuhaf geldikten sonra diğer 3.şahıslar ne yapsın... Boyum da 90. persentilde. Herşey normal.
Diş sayımda da bir gariplik yokmuş: [yaş-6] olmalıymış diş sayısı. Ee, benimki 3 ama olsun 4.dişim bugün yarın çıkacak gibi.
Doktorumuz flor desteği vermedi. Zaten demir desteği bile vermiyor. Florun fazlası zararlı olduğu ve gün içinde alınan flor miktarı belirsiz olduğu için vermemeyi tercih ediyormuş. Özellikle anne sütü alan bebekler sütten flor takviyesi alırmış; içtiğimiz suyun içinde de flor varmış. 1 yaşından itibaren diş macunu kullanmaya başlayınca, bir miktar flor ondan da kapacakmışım.
D vitaminine devam; güneşli havalar hariç.
Önemli bir kilit noktaymış katı gıda tüketimi. Biz sınavı vermişiz: her yemeği, özellikle yetişkin yemeklerini püre yapmadan ya da işlemden geçirmeden tüketiyor olduğum için.
Uyku ve yatak konusunda bir uyarı: bundan sonra annemlerle yatmaya devam edersem feci alışır, bırakamazmışım. Uyku konusu, diğer bir trick konuymuş. Bu sınavı da vermek gerekirmiş. Arada şu diş sıkıntılarım olmasa, yatak konusunda derdim yok. Hallederiz herhalde. Bu olmazsa, acaba Attachment Parenting tarafına mı geçsek?
Bugün doktorda olan bitenler bunlar.
Büyümeye devam!...
15 Şubat 2010 Pazartesi
Annemin çantasında neler var?
Takip ettiğimiz bloglarda bir mim dönüyor. Bize gelen olmadı, ben de sabırsızlık yaparak annemin çantasını karıştırmaya karar verdim.
Annem mutfakta yemek hazırlarken, ortalıkta bıraktığı el çantası dikkatimi çekti. Emekleyerek ilerledim ve sandığın üzerinden çantayı çektim.
Çantanın içini bir bir boşalttım. Buyrun, annemi çantası:

- minik Pürel - bitmiş bu, hemen doldurmalısın anne.
- makyaj çantası - amma ağır; ne var bunun içinde.
- iki tane test telefonu - annem işte test yapıyormuş, ne demek bilmiyorum...
- iki adet kendi telefonu
- dudak parlatıcısı
- nüfus cüzdanı (hem benimki hem kendininki)
- para cüzdanı (içini açamadım bir türlü)
- kağıt mendil
- şemsiye
- e-bebek kupon kitapçığı
- günlük to-do defteri
- anahtar seti
- şirket kimliği
- Öğrenme Stilleri (bu aralar yolda okuduğu kitap)
Bir nevi çıfıtçı çarşısı...
Annem mutfakta yemek hazırlarken, ortalıkta bıraktığı el çantası dikkatimi çekti. Emekleyerek ilerledim ve sandığın üzerinden çantayı çektim.
Çantanın içini bir bir boşalttım. Buyrun, annemi çantası:

- minik Pürel - bitmiş bu, hemen doldurmalısın anne.
- makyaj çantası - amma ağır; ne var bunun içinde.
- iki tane test telefonu - annem işte test yapıyormuş, ne demek bilmiyorum...
- iki adet kendi telefonu
- dudak parlatıcısı
- nüfus cüzdanı (hem benimki hem kendininki)
- para cüzdanı (içini açamadım bir türlü)
- kağıt mendil
- şemsiye
- e-bebek kupon kitapçığı
- günlük to-do defteri
- anahtar seti
- şirket kimliği
- Öğrenme Stilleri (bu aralar yolda okuduğu kitap)
Bir nevi çıfıtçı çarşısı...
10 Şubat 2010 Çarşamba
Annem der ki: Sen hala mı emziriyorsun?
Mahalle baskısıyla tanışıyorum bugünlerde. Ofiste benden başka 10 aylık çocuğu olup günde iki kez süt toplayan, akşam - sabah saatleri arasında birfiil emziren anne yokmuş.
Bugünkü tam günlük toplantı için dışarıda bir yer ayarlanmıştı. Ben de sütümü nasıl toplarım diye kendi kendime sorarken, bir arkadaşım "yarın da toplamayıver" dedi. Hani çok gereksiz, çevreyi rahatsız eden, tuhaf bir davranışa sahipmişim gibi.
Her annenin ve bebeğin mizacı, tutumu farklı oluyor. Bir anne tanıyorum ki, emzirmekten tiksinmiş. Bir anne biliyorum, sonsuza kadar emzirebilir. Galiba ilkinden daha çok örnek var çevremde. Kimi 3 ay emzirmiş, kimi 40 gün... 5 aydır süt odası gözlemlerime göre, işbaşı yapan hevesli annelerin bir kısmı artık süt toplamaya gelmiyorlar bile. "Bravo, hala devam ediyorsun" diyen dudaklara karşılık tam tersini itiraf eden gözler de cabası.
Kızımın içtiği süt miktarı hiç değişmedi. Hep aynı miktarda toplamaya devam ediyorum. Artık normal gıdaları da alabilmesine rağmen. Öğlen saatlerinde ve iş çıkışı taksiye binmeden önce sütümü topluyorum; kızım da ertesi gün tüm stoğu bitiriyor.Onun bu tercihini saygıyla karşılıyorum; sevinçle imkanlarımı sunuyorum.
Emzirmeyi çok seviyorum. Süt sağmak, zaman zaman sinirimi bozsa da düzenimizin geleceği için sabırla devam ediyorum. Kızımın, ne zaman ki, süte düşkünlüğü biter; o zaman ben de yeni bir döneme adım atarım.
Birbirinin tercihine saygı duyan annelere teşekkürler...
Bugünkü tam günlük toplantı için dışarıda bir yer ayarlanmıştı. Ben de sütümü nasıl toplarım diye kendi kendime sorarken, bir arkadaşım "yarın da toplamayıver" dedi. Hani çok gereksiz, çevreyi rahatsız eden, tuhaf bir davranışa sahipmişim gibi.
Her annenin ve bebeğin mizacı, tutumu farklı oluyor. Bir anne tanıyorum ki, emzirmekten tiksinmiş. Bir anne biliyorum, sonsuza kadar emzirebilir. Galiba ilkinden daha çok örnek var çevremde. Kimi 3 ay emzirmiş, kimi 40 gün... 5 aydır süt odası gözlemlerime göre, işbaşı yapan hevesli annelerin bir kısmı artık süt toplamaya gelmiyorlar bile. "Bravo, hala devam ediyorsun" diyen dudaklara karşılık tam tersini itiraf eden gözler de cabası.
Kızımın içtiği süt miktarı hiç değişmedi. Hep aynı miktarda toplamaya devam ediyorum. Artık normal gıdaları da alabilmesine rağmen. Öğlen saatlerinde ve iş çıkışı taksiye binmeden önce sütümü topluyorum; kızım da ertesi gün tüm stoğu bitiriyor.Onun bu tercihini saygıyla karşılıyorum; sevinçle imkanlarımı sunuyorum.
Emzirmeyi çok seviyorum. Süt sağmak, zaman zaman sinirimi bozsa da düzenimizin geleceği için sabırla devam ediyorum. Kızımın, ne zaman ki, süte düşkünlüğü biter; o zaman ben de yeni bir döneme adım atarım.
Birbirinin tercihine saygı duyan annelere teşekkürler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)