Uzun, ince bir yoldayım...

Lilypie Fourth Birthday tickers
Lilypie Maternity tickers

17 Ocak 2011 Pazartesi

Bil bakalım, hangisi ne?


Annem ile bugün minyatür sebze-meyvelerle yemek yaptık. Annem "bana biber verir misin?" diye sordu, ben de "biberi önüne koydum. Annem "teşekkür ederim" dedi. Biber, lahana, badem, bezelye, elma, kiraz derken yemeğimiz enteresan bişii oldu :)

Şaka bir yana, annemi kelime dağarcığımla şaşırttım.


Şimdi annem müsait bir vaktinde her biri için birer flashcard hazırlayacak; eşleştirme yapacağız.

Nuran teyzeme çok teşekkür ediyorum! Sayesinde bir sürü güzel etkinlik yapabiliyor, öğrenerek büyüyorum. Teşekkürler!

31 Aralık 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı: 27/12




Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.


3 Ekim 2010 Pazar

Kaptan kaba aktarma

Annem yeni bir materyal bulmuş, gerek olur diye almış. Bana vermeye niyeti yoktu ama parlak mor bir karton kutu çok dikkatimi çekti ve ısrarla istemeye devam ettim. Annem de karton boncukları nasıl kullanabileceğimi düşündü ve bir Montessori aktivitesi yapmaya karar verdi.

Anneannemdeydik; iki plastik şeffaf bardak ve kağıt boncuklar yeterli oldu. Annem bir bardağı boncuklarla doldurdu, yavaşça ne yapmam gerektiğini gösterdi. Ben sağ elimi kullanmayı tercih ediyorum. Annem de içi boncuk dolu bardağı sağ elimin uzanabileceği şekilde koydu. Bir bardaktan diğer bardağa boşaltmaya başladım.
Aktiviteyi çok sevdim, defalarca tekrarladım. Sonunda sıkıldım, tümünü yere boşaltıp, boncuklardan birini ağzıma attım. Annem hemen tüm boncukları önümden kaldırdı. Mırın kırın ettim ama taviz yok. Neyse, başka zaman yine tekrarlarız.
Faydaları: İnce motor kas gelişimi, konsantrasyon, hareket koordinasyonu

2 Ekim 2010 Cumartesi

Annem der ki: Annemi İstiyorum

Bu sefer kızım haykırmıyor. Bu sefer prematüre bebekler ve anneleri adına Pınar Reyhan ve arkadaşları "Annemi İstiyorum" diyor.

Çalışan annelerin toplam 16 haftalık bir izni var, biliyorsunuz. Süt izinlerini de birleştirdiğinizde toplam 23,5 haftalık süre boyunca bebeğinizle başbaşa oluyorsunuz. Bebeğiniz doğduğunda eğer şanslıysanız (doğum öncesi 8 haftalık iznin 5 haftasını doğum sonrası aktardıysan, bebeğin doğduğunda 3 haftalık doğum öncesi izninden yanan günün olmadıysa ve işyerin süt iznini toplu olarak kullanmana izin veriyorsa) 13+7, 20 hafta, yani topu topu 4,5 ay birlikte yaşıyorsunuz.

Prematüre bebekler için hayat daha zorlu başlıyor, bir süre boyunca annelerinden ayrı kalıyorlar. Tam biraraya gelecekleri zaman, anneleri işe dönmek zorunda kalıyor. İşte bu yüzden prematüre bebekler, anneleriyle daha fazla birlikte olmalı.

Eğer sen de ilgili bakanlık ve müsteşarlıkların bu konuda iyi ve güzel bir adım atmasını istiyorsan, Annemi İstiyorum'u destekle.

30 Eylül 2010 Perşembe

Annem der ki: Emzirmenin şerefine...

15.04.2009 - Doğumgünümüz...

Annem der ki: Emzirmenin şerefine...

[12 Mayıs 2010 - Krishna's Foster-Mother, Yashoda, with the Infant Krishna (12th C.) in Asian Section @ The Metropolitan Museum of Art (The Met), New York]

Bu hafta Dünya Emzirme Haftası, Avrupa'da bu hafta kutlanıyor.

Kutluyoruz, peki ne oluyor? Çoğu anne emzirmenin kaç ay devam edeceğini bilmiyor. Emziren anneler ise "hala emziriyor musun?" sorularına "Evet" cevap verince, "arogan" bir kimliğe büründürülüyorlar.

En yakın arkadaşım Mehveş, bana çoook eskiden - üniversiteydik daha - 2,5 yaşına kadar emdiğini söylemişti. Ben de bunu duyan diğer arkadaşlarım da koca bir "yuuuuuh! kardeşin doğmasaymış ne olurdun acaba?!" demiştik. Hamileliğim biterken ne kadar cahil olduğumu anladım, şimdi ise ne kadar duyarsızmışım biliyorum. Bu tepkimi gençliğime verebilirim. Ya anne olmuşlar, anneanne, babaanne olmuşlara ne demeli... Emzirmenin güzelliğini tadamamış olmalarına bağlıyorum; herkes iyi bir deneyim yaşayamıyor.

Annemin zamanında anne sütü "tu, kaka" imiş; doktorlar "mutlaka mama" diyorlarmış. Sağma cihazları da yokmuş. Öyle elle sağmaya çalıştığım 3-5 gün olmuştu; ölüp bitmiştim.

Bugün herşey daha kolay. Anne sütü teşvik ediliyor, cihazlar var; hazır bez kullanıyoruz ki vaktimiz daha verimli işlere kalıyor. Peki neden hala emzirmekten kaçınıyoruz?

Hala cevap bulamadım desem...

1 Ekim'den itibaren Dünya Emzirme Haftası kutlanıyor. Evet, kutlanıyor! ANNE SÜTÜnün şerefine çok da güzel işlere imza atılıyor.

1 Ekim 2010, Cuma günü Nişantaşı City’s'de 13.30'da sevgili Ayça ve arkadaşlarının çok değerli bir fotoğraf sergisi açılıyor: "Her Damlası Altın, Anne Sütü". 17 Ekim'e kadar açık olacak sergiye mutlaka gidin. Hemen ardından Sevgili Elif, nam-ı diğer blogcuanne, Emzirme Reformu'nun gerekliliğini anlatıyor. Bir de Leileo'nun annelerle hazırladığı defile var; vaktim olsaydı ben de podyumda olmak isterdim :)

2 Ekim 14.30'da E-bebek Çamlıca mağazasında Emzirme konusunda detaylı bir workshop düzenleniyor. Blog anneleri ve sektörde isim yapmış markalardan temsilciler hep orada olacaklar.
Detaylı program şöyle:
Moderatör: Hande Yuvakuran – Bebek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
Neden Emzirme Reformu Gerekli? – Elif Doğan, blogcuanne.com yazarı
Emzirme Teknikleri ve Pozisyonları - Ebru Temizsoy_Zeynep Kamil Yenidoğan Bebek Bakım Ünitesi Hemşiresi
Anne Sütü Konusunda neden en sağlıklı ve doğal beslenme yöntemidir? – Deniz Yemişçi, Yaşasın Hayat Kliniği Beslenme ve Diyet Uzmanı
Anne sütü ve emzirmeye yardımcı ürünler hakkında bilgilendirme – Işık Taçoğlu, Lansinoh Türkiye Ürün Müdürü ve Zeynep Ersöz, LeiLeo markası Yaratıcısı

Emziren bir anne olarak, bu projeye katkı sağlayan annelere, yazarlara ve markalara çok ama çok teşekkür ediyorum. Umarım gelecek yıllarda bu inisiyatif büyüyerek tüm ülkemizi saran bir hareket olur.


29 Eylül 2010 Çarşamba

Annemi özlüyorum.

Annemle bir süredir az görüşüyoruz. Onun işleri çok yoğunlaştı, eve geç geliyor ve yorgun oluyor. Ben de gergin. Çünkü onu çok özlüyorum; tüm gün onun geleceği saati bekliyorum.

Eskiden o gelmeden önce kıpırdanmaya başlardım, beden saatim annemin gelişini bana haber verirdi. Şimdi ne zaman gelebileceğini tahmin bile edemiyorum. Üstelik babacım da geç gelmeye başladı. Zeynep teyzemle birlikte akşam saatlerinde yemeğimi yiyorum ve sakin sakin oynayarak onların gelişini bekliyorum.


Zil çalıyor... Heyecanlanıyorum. Elimde ne varsa bırakıyorum, kulak kesiliyorum. Asansörün motor sesi geliyor önce. Kapı açılıyor ve annem karşımda. Önce yüzümü kapatıyorum, saklanıyorum aklım sıra. Annem "been geldimm!" diye sesleniyor tüm günün yorgunluğunu saklamaya çalışan bir ses tonuyla. Kıkırdıyorum, sonra bacağına sarılıyorum sımsıkı. Hemen oyuna davet ediyorum: annii-delldelll-adii.


Yere oturuyoruz, annemi oyuncaklarımla tanıştırıyorum. Annem "Harika!" diyor ve ekliyor "elimi yıkayayım, üstümü değiştireyim, yanındayım kızım." Biraz itiraz eder sesler çıkarıyorum. O kalkıyor yerden, ben de peşinden.


Artık tüm akşam ve gece peşpeşe, dipdibe ve koyunkoyna...


10 Eylül 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz, hatırlamak istediğim; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Çekmeköy - İstanbul}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.

7 Eylül 2010 Salı

Yeni ev düzeni

Büyüyorum, haliyle ihtiyaçlarım da değişiyor.

Annem uzun bir sürenin ardından yaşıma uygun olan, olmayan tüm eşyalarımı yeniden düzenlemeye karar verdi. Baby oyuncaklarım kutulanarak kaldırıldı; yaşımdan büyük olanlar paketlendi. Yaşıma uygun olanlar da düzgün bir şekilde istiflendi.


Odamda fazla vakit geçirmiyorum; çoğunlukla salondayım. Salonda bir köşede oyuncaklarım vardı ama oraya ulaşmakta zorluk yaşıyordum. Şimdi annem hepsini odama yerleştirdi. Salonda ben rahat edeyim diye kaldırdıkları orta sehpanın üzerinde tüm oyuncak ve materyallerim. Ben beğendiğim, ilgilendiğim şeyi odamdan alıyor ve salona getiriyorum. Henüz teyzem bu düzene alışamadı, ortalığa saçtıklarımı oyuncak sepetinin içine atıveriyor. Annem de her akşam üşenmeden herşeyi yine yerine koyuyor :)

Odamdaki diğer köşede hala aynam ve yürüme barım duruyor. Barı ayağa kalkmak ve yürümek için kullanırdım; şimdi o görevi tamanlandı, giysilerimi asıyorum zaman zaman :)

Odamda geçirdiğim süre ya yer yatağımda kitaplarıma bakarak ya da yatağımda bebeklerimle oynayarak vakit geçiriyorum.

Odamı günden güne daha çok seviyorum.

6 Eylül 2010 Pazartesi

Nehir...

Bir yüce yürekli, güzel kız, Nehir... uyu, pembe balonlarınla, mor yemişlerinle; oyna güzel bir pınarın kenarında, söğüt ağacının gölgesinde; salıncakta sallan, gül, gülümse... İyi uykular tatlı melek. Dualarımız seninle ve sevgili ailenle...

3 Eylül 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Ev - İstanbul}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.

1 Eylül 2010 Çarşamba

Hayalgücü aşkla buluşursa...


Bir annenin bebeğiyle tasarladığı, yarattığı, yaşadığı fantazi dünyası... bak ve keyiflen!

25 Ağustos 2010 Çarşamba

Annem der ki: Ama bu haksızlık... Unutulmamalı!

O kadar çabuk büyüyor ki bu aralar, inanamıyorum. Minik bebeğim çocuk oluyor. Bakışıyla, tavrıyla, hareketleriyle... Sanki bir şeyleri kaçırıyormuş gibi hissediyorum. İki fotoğraf makinesi, üç cep telefonu, bir kameraya ve her birinin kaydettiği anılara rağmen uçup gidiyor herşey zihnimden. Üstelik yeni şeyleri de yakalayamıyorum, yakalayamamaktan korkuyorum.

Misis bu aralar koltuğa bir hışımda çıkmayı, yetinmeyip kollarında dolaşmayı, o koltuktan diğerine geçmeyi çok seviyor.
"Bu ne?" demeden herşeyin ne olduğunu parmağıyla kitapları gösterip "ııı" diyerek sormaya bayılıyor: "bu at kızım, çorap, araba, yarasa" ve bla bla...
Kesinlikle "baba" demeyi reddediyor; şanslı üç a'nımızda baba derken yakaladık ama söylememek yolunda babasıyla oynuyor. Ama bir "ann-nii!" deyişi var, ne yalan söyleyeyim, bayılıyorum!
Çok güzel şarkı söylüyor ve dans ediyor: kendi etrafından dönmeyi öğrenmiş, zıplamayı becermiş, geri geri yürüyor, parmaklarını şıklatıyor(!) ; iki yana sallanmak dışında zevkli hareketlerle dansını süslüyor. En sevdiği müziği biliyor musunuz? "Aman Adanalı"!!! Neden acaba?? :)
Hele bir soru-cevap oyunumuz var ki: "Misis, beni seviyor musun?" Baş iki yana sallanır ve o çok farklı edayla "ı-ıı" denir; "amcayı seviyor musun kızım?" diye eklenir, kısa ve öz bir "ı" ile evet denir. Sorular farklı şekilde sorulur ama çıkan yol aynıdır: beni sevmiyor musun peki? cevap: ı :)
Çamaşır toplamaya bayılır ve dağıtmaya tabii ki. Bazen kendimi koridorda onun peşinden depar atarken buluyorum (nasıl olur da minik bacaklarla benim pergelleri geçebiliyor!!); çekmecesindeki tüm giysileri çıkarıp ortalığa saçmasını engellemek için. Çamaşırlığı kurduğumda o kurumaya çalışan ıslak çamaşırların altına saklanıp tuhaf cümleler kurmayı neden sevdiğini anlamadım henüz, itiraf ediyorum.
Bir hediye almaya görsün ya da taksideyken dışarıda parlak renkleriyle bir parkı farketmeye görsün, "ayyyyyyy!" diye bir nida atar benim kızım. Kapalı paketleri açmayı çok sever; içinden çıkan giysiyi üstüne sarmayı ve aynada kendine bakmayı.
Suyu çok seviyor hele. Su olsun yeter ki hayatında. Suyunu içer, bardağın kalanını tepsiye döker, elleriyle şap şap vurur. Banyoya gitmeyi teklif eder her fırsatta, çok temiz olduğundan değil elbet. Ellerini yıkayalım dedik mi, hoooop son hız banyoda. Diş fırçalamaya da bayılır; yeter ki ağzını durulasın annesi.
Annesinin bacağına sarılmayı çok sever. Sarıldı mı da bırakmaz. Ama niye bırakmasını istesin ki annesi. Sarılmakla yetinmez, öper öper, kollarıyla kendine çeker.
Hele kokusu... içime çeksem yetmiyor. Uykudaki sıcak kokusunun içine giriyorum, çıkmak istemiyorum. İlerde istemeyecek ona sokulmamı. Anneme babama izin vermediğim gibi, o da bize izin vermeyecek. Tadını bol bol çıkarmalı.
Çok güzel çiçek koklar, burun siler, üfler, içine çeker, "çirkin" olur. Bir burunla envai çeşit mimik yapar.
Sere serpe uyur; üstüne battaniye almaz, sakın ha olmaz. En derin uykusundan sana bir kızar, bir daha yapmaya yeltenmezsin bile.
Kuşları, kedileri, köpekleri çok sever, kovalar onları ve besler. Akvaryumda balık görsün, kitlenip kalır önünde.
Parkın gülüdür. Sabah-akşam parka gider. Kendinden büyük arkadaşlarıyla evcilik oynar, peşlerinden duvara bile tırmanmaya kalkıyor. Paylaşmayı, alışverişi, hayal kırıklığını, düşüp kalkmayı, doğayı, zamanında eve dönmeyi; bizim ona verebileceğimizden çok daha fazlasını o mahalle parklarında öğreniyor. Kızım da benim gibi sokak kızı olarak yetişiyor; bu fırsat kaçmaz!
Gece iki kez uyanır, hem de bağırarak, ağlama numarası yaparak. Annesi depar atarak yetişir kuzusuna. Emer, emer, uyur gider.
Emerken annesinin kollarını okşar; yumuşacık elleri bir aşağı bir yukarı dolaşır annenin kollarında, sinesinde. ahh ahh..
Haa bir de garip bir halet-i ruhiyesi vardır kızımın. Gecenin bir yarısı birşeyler dank eder, yanında beni göremezse bir ağlar ki şaşar kalırsın. Gözlerinden sicim sicim yaşlar akar, annesini görene kadar. Oysa annesi yalnızca tuvalete kadar gitmiştir ya da accık derin bir uykudadır.
Her cümleyi anlar; tepki verir, onaylar ya da onaylamaz: "gel kızım, önce çantamı alalım.", "benim biraz bilgisayarla iş yapmam gerek, izin verir misin?", " Misis, Aliş'i mi arıyorsun? Odandaki yer yatağının üzerinden gördüm, hadi git ordan al!" vs. vs. Anne, baba ve diğerleri artık bu kızın yanında özel hiçbirşey konuşamaz!!!
Sarılır sık sık, öper "muck" diye. Sonra yine sarılır, bu sefer minnacık parmaklarıyla pıt pıt vurup sırtımı, omzumu pışpışlar. Komik görünür bu durum, bir o kadar da ona özel.

Büyüyor kızım göz açıp kapanıncaya kadar. Gözümü kapamasam hiç, uyumasam.. ya da şimdi yanına uzanıp sıcak kokusunda derin bir uykuya dalsam...
İyi geceler.

24 Ağustos 2010 Salı

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.

{Doktor'un Yeri - Erdemli, Mersin}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.

20 Ağustos 2010 Cuma

{şimdi, şu an}

{şimdi, şu an} Bir Cuma ritueli. Bir fotoğraf, yorumsuz; koca bir haftanın tek, özel ve sıradışı an'ı.


{Ev - Adana}

Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.

{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.