31 Ağustos 2011 Çarşamba
Marmaris'te bayram
Kendine ait ufak bir marinası, temiz bir kumsalı, sakin bir ortamı vardı. Odamız ufak, sade ve rahat. Ne Karadeniz'den ne de Akdeniz'den alışkın olduğumuz balçığa yakın Ege kumunu hiç sevmedim maalesef.
Hatta bu tatil hiç de keyifli değildim. Bir kere arkadaşım yoktu, kum yoktu, dalga yoktu. Yalnizca püfür püfür esen bir meltem, okaliptüs ağaçlarının gölgesinde bir hamak, suyun ve yaprakların sakin ve uyutan sesi vardı.
Ben ise hiç olmadığım kadar huysuzdum. Burası terapi için ideal ama benim gibi 2 yaş sendromunun ortasındaki bir çocuk-insan için iyi bir alternatif olmayabilir.
Gezdiğim sürece değil tabii :)
Annemler riske girip benimle tekne turunu katıldı. Akvaryum denilen bir yer vardı ki, hep orada yüzebilirdim; çok güzeldi, balıklarla yüzdüm.
Otelde tüm abiler-ablalar bana çok iyi davrandı, beni mutlu görmek için türlü oyunlar oynadılar. Yemekler çok güzeldi, anne eli değmiş gibi büyük porsiyonlarda ve saf tadıyla, güleryüzle sunuldu hep bize. Dışarıda sivrisinek vardı, sineklerden korunmak için iPad'e yüklediğimiz Anti Mosquito ve Euphia sprey çok işe yaradı.
Annem oteli internette araştırırken tesadüfen buldu, özellikle Göksu Teyze'ye teşekkürler. Bebekli ya da çift olarak bir haftasonu kaçamağı için ideal, sıcacık bir yer burası. Bundan böyle Marmaris'te mekanımız belli...
25 Ağustos 2011 Perşembe
Akdeniz'de cennete kaçamak
![]() |
| Sahilde bir ben, bir güneş, bir kum... |
Hem de otoyolun altında kaldığı için gözden uzak kalmış, yalnızca müdavimler oradaydı.
Otel 1960lardan kalma olmakla birlikte yeniden inşa edilse her odadan 3 oda çıkarabilirler. Servis ve yemekler çok iyiydi. Yalnızca market yoktu, dedecim kova kürek almak için biraz uğraştı.
Çok arkadaş vardı, hep oynadık onlarla. Dondurma yedim sonra. Her kahvaltıda kaçıp denize koştum, annem yakalamak zorunda kaldı. Babam bana suda kaydırak yaptı, çok eğlendik. Babam, annem ve amcam kano yarışı yaptılar. Ben de onları izledim, henüz binmek icin küçükmüşüm efendim.
Adana ya da Mersin'de yaşayıp, biz çocuklar ile long-weekend tatil düşünürseniz deneyin, mutlu olacaksınız.
13 Temmuz 2011 Çarşamba
Misis'in dedesi
24 Mayıs 2011 Salı
Pratik Hayat: Bitki Bakımı
Önce yapraklar sildim. Tepsideki kuru makyaj pamuklarıyla yaprakları temizlemeye başladım. Bir elimle yaprağı tutarken diğer elimle pamuk yardımıyla yaprağı temizledim. Yaprakların tümünü temizlenince pırıl pırıl parlamaya başladı.
Sonraki işlem baster ile sulama yapmak oldu. Şeffaf bir şişeden baster'a su çektim. Baster'ın önce tepesini sıktım, sonra bıraktım ve içine su dolmaya başladı. Dikkatli şekilde kaldırdım ve saksıya taşıdım. Yine baster'ın tepesini sıkarak saksının toprağına suyu boşalttım. Bitkiyi suyun tamamıyla bu şekilde suladım.
Son işlem ise yere dökülen suyun temizliğiydi. Kuru pamuklar yardımıyla çalışma örtüsünün üzerindeki suyu sildim. Silmek, en sevdiğim işlerden biri zaten.
Bu akşam ciddi ciddi çalıştım ve görevimi tamamladım. Ne yalan söyleyeyim, çok da keyif aldım.
Notlar: Bitki Bakımı, Montessori'de Practical Life başlığının aktivitelerinden biri.
Daha önce pazardan satın aldığım biberiye için Misisle saksıya aktarım yapmıştık. Kürek kullanırken tespit ettiğim konsantrasyonu, bitki bakımı için bana bir deneme yapma cesareti verdi.
Evde parlak etli yaprağı olan bitkiler seviyorum. Bakım için bu bitkiler arasında ilk talihlimiz Barış Çiçeği oldu.
Sulama kovası yerine Amerika'dan aldığım baster'ı kullandım. Böylece hem daha çok motor hareketi yapabilir hem de bitkiye suyu bir anda bocalamak yerine azar azar dökebilir diye düşündüm.
Misis, çalışma sırasında bir an önce yaprakların tamamlanmasını istiyordu, çünkü baster ve su çok daha cazip geldi. O yüzden yarın akşamki bitki bakımı seansında ilk olarak sulama, ardından yaprak temizleme yaptıracağım. Yarınki talihli bitkimiz antoryum.
Faydalar: İnce motor hareketleri, doğa bilinci
20 Mayıs 2011 Cuma
Misis'in Arabası

{Şişli - İstanbul}
Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.
{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.
2 Nisan 2011 Cumartesi
Geleceğe dönüş
17 Ocak 2011 Pazartesi
Bil bakalım, hangisi ne?

Annem ile bugün minyatür sebze-meyvelerle yemek yaptık. Annem "bana biber verir misin?" diye sordu, ben de "biberi önüne koydum. Annem "teşekkür ederim" dedi. Biber, lahana, badem, bezelye, elma, kiraz derken yemeğimiz enteresan bişii oldu :)
Şaka bir yana, annemi kelime dağarcığımla şaşırttım.

Şimdi annem müsait bir vaktinde her biri için birer flashcard hazırlayacak; eşleştirme yapacağız.
Nuran teyzeme çok teşekkür ediyorum! Sayesinde bir sürü güzel etkinlik yapabiliyor, öğrenerek büyüyorum. Teşekkürler!
31 Aralık 2010 Cuma
{şimdi, şu an}
Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.
3 Ekim 2010 Pazar
Kaptan kaba aktarma
Annem yeni bir materyal bulmuş, gerek olur diye almış. Bana vermeye niyeti yoktu ama parlak mor bir karton kutu çok dikkatimi çekti ve ısrarla istemeye devam ettim. Annem de karton boncukları nasıl kullanabileceğimi düşündü ve bir Montessori aktivitesi yapmaya karar verdi.Anneannemdeydik; iki plastik şeffaf bardak ve kağıt boncuklar yeterli oldu. Annem bir bardağı boncuklarla doldurdu, yavaşça ne yapmam gerektiğini gösterdi. Ben sağ elimi kullanmayı tercih ediyorum. Annem de içi boncuk dolu bardağı sağ elimin uzanabileceği şekilde koydu. Bir bardaktan diğer bardağa boşaltmaya başladım.
Aktiviteyi çok sevdim, defalarca tekrarladım. Sonunda sıkıldım, tümünü yere boşaltıp, boncuklardan birini ağzıma attım. Annem hemen tüm boncukları önümden kaldırdı. Mırın kırın ettim ama taviz yok. Neyse, başka zaman yine tekrarlarız.
Faydaları: İnce motor kas gelişimi, konsantrasyon, hareket koordinasyonu
2 Ekim 2010 Cumartesi
Annem der ki: Annemi İstiyorum
Bu sefer kızım haykırmıyor. Bu sefer prematüre bebekler ve anneleri adına Pınar Reyhan ve arkadaşları "Annemi İstiyorum" diyor.Çalışan annelerin toplam 16 haftalık bir izni var, biliyorsunuz. Süt izinlerini de birleştirdiğinizde toplam 23,5 haftalık süre boyunca bebeğinizle başbaşa oluyorsunuz. Bebeğiniz doğduğunda eğer şanslıysanız (doğum öncesi 8 haftalık iznin 5 haftasını doğum sonrası aktardıysan, bebeğin doğduğunda 3 haftalık doğum öncesi izninden yanan günün olmadıysa ve işyerin süt iznini toplu olarak kullanmana izin veriyorsa) 13+7, 20 hafta, yani topu topu 4,5 ay birlikte yaşıyorsunuz.
Prematüre bebekler için hayat daha zorlu başlıyor, bir süre boyunca annelerinden ayrı kalıyorlar. Tam biraraya gelecekleri zaman, anneleri işe dönmek zorunda kalıyor. İşte bu yüzden prematüre bebekler, anneleriyle daha fazla birlikte olmalı.
Eğer sen de ilgili bakanlık ve müsteşarlıkların bu konuda iyi ve güzel bir adım atmasını istiyorsan, Annemi İstiyorum'u destekle.
30 Eylül 2010 Perşembe
Annem der ki: Emzirmenin şerefine...
[12 Mayıs 2010 - Krishna's Foster-Mother, Yashoda, with the Infant Krishna (12th C.) in Asian Section @ The Metropolitan Museum of Art (The Met), New York]Kutluyoruz, peki ne oluyor? Çoğu anne emzirmenin kaç ay devam edeceğini bilmiyor. Emziren anneler ise "hala emziriyor musun?" sorularına "Evet" cevap verince, "arogan" bir kimliğe büründürülüyorlar.
En yakın arkadaşım Mehveş, bana çoook eskiden - üniversiteydik daha - 2,5 yaşına kadar emdiğini söylemişti. Ben de bunu duyan diğer arkadaşlarım da koca bir "yuuuuuh! kardeşin doğmasaymış ne olurdun acaba?!" demiştik. Hamileliğim biterken ne kadar cahil olduğumu anladım, şimdi ise ne kadar duyarsızmışım biliyorum. Bu tepkimi gençliğime verebilirim. Ya anne olmuşlar, anneanne, babaanne olmuşlara ne demeli... Emzirmenin güzelliğini tadamamış olmalarına bağlıyorum; herkes iyi bir deneyim yaşayamıyor.
Annemin zamanında anne sütü "tu, kaka" imiş; doktorlar "mutlaka mama" diyorlarmış. Sağma cihazları da yokmuş. Öyle elle sağmaya çalıştığım 3-5 gün olmuştu; ölüp bitmiştim.
Bugün herşey daha kolay. Anne sütü teşvik ediliyor, cihazlar var; hazır bez kullanıyoruz ki vaktimiz daha verimli işlere kalıyor. Peki neden hala emzirmekten kaçınıyoruz?
Hala cevap bulamadım desem...
1 Ekim'den itibaren Dünya Emzirme Haftası kutlanıyor. Evet, kutlanıyor! ANNE SÜTÜnün şerefine çok da güzel işlere imza atılıyor.
1 Ekim 2010, Cuma günü Nişantaşı City’s'de 13.30'da sevgili Ayça ve arkadaşlarının çok değerli bir fotoğraf sergisi açılıyor: "Her Damlası Altın, Anne Sütü". 17 Ekim'e kadar açık olacak sergiye mutlaka gidin. Hemen ardından Sevgili Elif, nam-ı diğer blogcuanne, Emzirme Reformu'nun gerekliliğini anlatıyor. Bir de Leileo'nun annelerle hazırladığı defile var; vaktim olsaydı ben de podyumda olmak isterdim :)2 Ekim 14.30'da E-bebek Çamlıca mağazasında Emzirme konusunda detaylı bir workshop düzenleniyor. Blog anneleri ve sektörde isim yapmış markalardan temsilciler hep orada olacaklar.
Detaylı program şöyle:
Moderatör: Hande Yuvakuran – Bebek Dergisi Genel Yayın Yönetmeni
Neden Emzirme Reformu Gerekli? – Elif Doğan, blogcuanne.com yazarı
Emzirme Teknikleri ve Pozisyonları - Ebru Temizsoy_Zeynep Kamil Yenidoğan Bebek Bakım Ünitesi Hemşiresi
Anne Sütü Konusunda neden en sağlıklı ve doğal beslenme yöntemidir? – Deniz Yemişçi, Yaşasın Hayat Kliniği Beslenme ve Diyet Uzmanı
Anne sütü ve emzirmeye yardımcı ürünler hakkında bilgilendirme – Işık Taçoğlu, Lansinoh Türkiye Ürün Müdürü ve Zeynep Ersöz, LeiLeo markası Yaratıcısı
Emziren bir anne olarak, bu projeye katkı sağlayan annelere, yazarlara ve markalara çok ama çok teşekkür ediyorum. Umarım gelecek yıllarda bu inisiyatif büyüyerek tüm ülkemizi saran bir hareket olur.
29 Eylül 2010 Çarşamba
Annemi özlüyorum.
Eskiden o gelmeden önce kıpırdanmaya başlardım, beden saatim annemin gelişini bana haber verirdi. Şimdi ne zaman gelebileceğini tahmin bile edemiyorum. Üstelik babacım da geç gelmeye başladı. Zeynep teyzemle birlikte akşam saatlerinde yemeğimi yiyorum ve sakin sakin oynayarak onların gelişini bekliyorum.
Zil çalıyor... Heyecanlanıyorum. Elimde ne varsa bırakıyorum, kulak kesiliyorum. Asansörün motor sesi geliyor önce. Kapı açılıyor ve annem karşımda. Önce yüzümü kapatıyorum, saklanıyorum aklım sıra. Annem "been geldimm!" diye sesleniyor tüm günün yorgunluğunu saklamaya çalışan bir ses tonuyla. Kıkırdıyorum, sonra bacağına sarılıyorum sımsıkı. Hemen oyuna davet ediyorum: annii-delldelll-adii.
Yere oturuyoruz, annemi oyuncaklarımla tanıştırıyorum. Annem "Harika!" diyor ve ekliyor "elimi yıkayayım, üstümü değiştireyim, yanındayım kızım." Biraz itiraz eder sesler çıkarıyorum. O kalkıyor yerden, ben de peşinden.
Artık tüm akşam ve gece peşpeşe, dipdibe ve koyunkoyna...
10 Eylül 2010 Cuma
{şimdi, şu an}
{Çekmeköy - İstanbul}Ben Soulemama'dan esinlendim. Eğer sen de esinlendiysen, aşağıdaki Add Your Link butonunu tıkla, kendi {şimdi, şu an}ının linkini bırak.
{this moment} A Friday ritual. A single photo - no words - capturing a moment from the week. A simple, special, extraordinary moment. A moment I want to pause, savor and remember. If you’re inspired to do the same, leave a link here to your moment and join in at my inspiration: Soulemama.
7 Eylül 2010 Salı
Yeni ev düzeni
Annem uzun bir sürenin ardından yaşıma uygun olan, olmayan tüm eşyalarımı yeniden düzenlemeye karar verdi. Baby oyuncaklarım kutulanarak kaldırıldı; yaşımdan büyük olanlar paketlendi. Yaşıma uygun olanlar da düzgün bir şekilde istiflendi.
Odamda fazla vakit geçirmiyorum; çoğunlukla salondayım. Salonda bir köşede oyuncaklarım vardı ama oraya ulaşmakta zorluk yaşıyordum. Şimdi annem hepsini odama yerleştirdi. Salonda ben rahat edeyim diye kaldırdıkları orta sehpanın üzerinde tüm oyuncak ve materyallerim. Ben beğendiğim, ilgilendiğim şeyi odamdan alıyor ve salona getiriyorum. Henüz teyzem bu düzene alışamadı, ortalığa saçtıklarımı oyuncak sepetinin içine atıveriyor. Annem de her akşam üşenmeden herşeyi yine yerine koyuyor :)
Odamdaki diğer köşede hala aynam ve yürüme barım duruyor. Barı ayağa kalkmak ve yürümek için kullanırdım; şimdi o görevi tamanlandı, giysilerimi asıyorum zaman zaman :)
Odamda geçirdiğim süre ya yer yatağımda kitaplarıma bakarak ya da yatağımda bebeklerimle oynayarak vakit geçiriyorum.
Odamı günden güne daha çok seviyorum.





