Uzun, ince bir yoldayım...

Lilypie Fourth Birthday tickers
Lilypie Maternity tickers

30 Eylül 2009 Çarşamba

Ayna, ayna, güzel ayna...

Annem işten güçten vakit kaldıkça yazabiliyor.

Montessori eğitmeni Lisa Nolan'ın tavsiyeleriyle kendi çabalarının uyuştuğunu gördüğü için seviniyor. Bugüne kadar yaptığımız oyunlar, benim kendimi ve dünyayı keşfetmeme yardımcı oluyor; hem de Montessori'ye uygun olarak.

Mesela, ayna... Aynayı çok seviyorum. Aynada kendimi görünce çok mutlu oluyorum; ağzı açık ayran delisi gibi. Son iki haftadır ayna aktivitelerini daha da artırdık. Annemle aynada gülüşüyoruz; bana "bu Anne...", "bu Misis..." diyerek yansımalarımızı işaret ediyor. Ben de anlamıyorum tabii :) Defalarca tekrarlıyor; bir gün mutlaka anlayacağım elbet.



Annemin işi bununla kalmıyor; hala aklındaki oyun köşesini yapabilmiş değil. Bu oyun köşesinin olmazsa olmazı bir ayna. Ev çok küçük olduğu için mekan sıkıntımız var. Bir ayarlama yapmaya çalışıyor. Ayna için kırılmaz bir model buldu internetten; sipariş verecek. Performansına göre sizlerle de paylaşacağız. Bir de döşemeciden bir sünger mat yaptıracak; ölçüleri sizce nasıl olmalı?

Faydalar: kendini tanıma, yüz ifadelerini öğrenme, tepki verme

15 Eylül 2009 Salı

5.ay

Şu dakikalarda 5 aylık oldum :)
Lilypie'da "Balca Misis is 5 months old." yazısını görünce pek mutlu oldum.

14 Eylül 2009 Pazartesi

Pazartesi sendromu

Bugün Pazartesi imiş meğer. Meğer bende de sendrom yaratırmış.

Annem ve babamla muhteşem bir haftasonu geçirdikten sonra, bu da yapılmaz ki ama! Annem gitti, babam yoktu ben uyandığımda. Annem şöyle bir öptü beni alelacele ve beni Zeynep teyzemle bıraktı. Hiçbir şey anladım ben bu sabahki hallerimizden.

Zeynep teyzem de beni hazırladı; hoppaaa dışarı çıkıyoruz, aaa hatta deniz geçiyoruz. İstikamet, dayımın evi. Anneannem ve dayımlayız bugün. Ee, ama annem ve babam nerede???

Zeynep teyzem ve anneannem sütümü vermek için çokça çaba harcadılar. Aç kalsam da biberonu almayacağım, almadım bugün.

Akşam döndük yine. Bizi annem karşıladı motor iskelesinde. Yok ama ben küstüm ona bugün; konuşmayacağım. İşte, bakın, sesleniyor: Canım kızım, ben geldim. Aşşşkımm! Hayır, yüzüne bile bakmam; beni öylece bırakıp gitti bugün.

Eve geldik. Dayanamadım annemin mis kokusuna; daldırdım çenemi çenesine. Küslük de buraya kadar...

13 Eylül 2009 Pazar

Annem der ki: Başlamak bitirmenin yarısıymış

Haftalardır Montessori'ye nereden ve nasıl başlayacağıma dair bilgi, fikir edinmeye çalışıyorum. Tam bir ansiklopedi kurduyumdur; arama tekniklerim konusunda göğsümü gerebilirim yani.
Gel gelelim, kızım 3 ayını bitirdiğinden beri, Montessori'ye başlamak istiyorum ve o kadar değerli bilginin arasında kendimi kaybolmuş hissediyorum.
Kitaplar aldım, makaleler indirdim, forumları didik didik ettim; beni yine de kesmedi. Pes ediyorum.
Yanlış anlamayın: aramak konusunda pes ediyorum.
Bulduğum, biriktirdiğim bilgileri derleme ve kullanma vakti geldi. Bakalım, ben neler yapabileceğim kızım için?
Şimdiye dek bulduklarım, Montessori ile ilgili ilgisiz her yerde karşıma çıkan bilgiler ve tavsiyeler. Bu da, felsefenin insanların, bilim insanlarının, toplumların ne kadar içine sindiğini ve doğru olduğunu kanıtlıyor kanımca.
Hadi başlıyorum ben de...

10 Eylül 2009 Perşembe

Anne işe gittiiii...

Evet, annem işe başladı artık. Benim yeterince büyüdüğümü düşünüyor. Galiba büyüdüm. İsteklerimi, istemediklerimi, kendimi çok net ifade edebiliyorum.

Biberon maceramız henüz zaferle sonuçlanmasa da, aç kalacak değilim. Annemden emmeyi çok seviyorum ama günde 2 kez biberondan alsam ne olur ki... Alışacağım, söz...

Zeynep teyzemle evde günlerimizi geçiriyoruz. Annem varken farklıydı tabii ama, Zeynep teyzem benimle çok güzel ilgileniyor; uyku saatlerim, beslenme saatlerim konusunda çok titiz. Hatta canım sıkılmasın diye, parka gitmeye de başladık. Gerçi şu korkunç yağmurlar kesintiye uğrattı ama neyse.

Yağmurun en sıkıntı veren sonucu, D vitaminini damla ile almak zorunda kalmak. Belki güneş amca yine yüzünü gösterir ara ara.

Parkta arkadaş edinmeye başladım; pek umrumda değil şimdilik. Ama geleceğe yatırım yapmaktan zarar gelmez; Zeynep teyzem "sosyalleşmem" gerektiğini söylüyor.

Annem evi gün içinde fazla aramiyor; 1 kez belki. Beni özlemediğinden değil; yalnızca uykumu bölmek istemiyor.

Annemi çok özlüyorum :( Eskiden babamı çok özlerdim, şimdi annemi de özlüyorum. Annem eve geldiğinde, gülücüklerimi eksik etmiyorum ama biraz da hırslanıyorum. Aç değilim, ancak annemi görünce hemen kokusunu içime çekmek istiyorum. Gelir gelmez, memeyle 10 dakika sevgi yumağı oluyoruz :) Yine de anneme özlemimi gideremiyorum; yüzünü, çenesini, yanaklarını ısırıyorum, o da izin veriyor. Ben sevgimi böyle ifade edebiliyorum.

Annem sütüm konusunda çok disiplinli. Günde iki kez topluyor. Neyse ki ofiste anneler için uygun koşullar sağlanmış; yalnızca tüm gün süren toplantılardan ayrılması gerekiyor. Geçen hafta daha güzel sütler alıyordum, bu hafta sütümün miktarı azaldı. Ama galiba benim de içme kapasitem geçen haftaya göre daha düşük. Geçen hafta öğün başına 200ml alıyordum; bu haftaysa 160ml. Ben anneme mi ayak uyduruyorum, yoksa annem mi bana?

5 Eylül 2009 Cumartesi

Uyuyan Tehlike: Bisphenol-A ve Dioksin

Annemin e-mail grubundaki sevgili teyzeler, duyarlı anneler birkaç gündür önemli bir konu üzerine tartışıp çözüm arıyorlar. Postun başlığındaki iki madde, iki tehlikeli madde.

Bisphenol-A (nam-ı diğer BPA) münferit çalışmalarla ispatlanmış olmasına rağmen henüz hakkında yeterince çalışma olmadığı için resmi olarak kanserojen madde sayılmazken, Dioksin mutajen ve kanserojen bir maddeymiş.

Peki, bu postu yazmaya neden olan durum nedir? Tabii ki sağlığımız. Biz minik insanlar için özellikle bu iki madde çok tehlikeli. Ve korunmak için epey zorlanmamız gerekiyor. Çünkü Dioksin, bildiğimiz PVC'de, hatta kağıtların beyazlatılmasında kullanılıyor. BPA ise içtiğimiz suyun damacanasından, çok değerli besinimiz olan sütü aldığımız biberona kadar tüm sağlam ve şeffaf plastik malzemelerde bulunan bir madde.

Her plastik malzeme tehlikeli değil tabii. Plastikler, üzerlerinde bazı kodlar taşıyorlar. Bu kodlara göre riski de görebiliyoruz. Mesela 1,2,4 nolu kodlar risk taşımazken, 7 kodu "içeriği bilinmeyen plastik" olarak adlandırılıyor. Geniş bilgi için buraya ve şuraya bakabilirsiniz. Amma velakin, her ne kadar bu kodları görsek ve bilsek de, tüm damacanaların 7 koduna sahip olması, neredeyse tüm biberon firmalarının BPA'sız ürünleri olmasına rağmen ülkemizde satışını yapmaması büyük sıkıntı yaratıyor.

Annem şimdi harıl harıl, BPA-free biberon, su bardağı ve bilumum materyal arıyor. Şimdiye kadar tek sevindirici durum, Medela süt pompası ve poşetlerinin BPA-free olması. Süt toplama kaplarından da alacak ama hala daha Medela'ya uygun biberon başlığı bulamadı, arıyor. Biberonlar değişecek. Gün içinde içtiği suyu engelleyemeyecek ama en azında ek gıda döneminde benim için kullanacağı suyu kesinlikle damacanadan sağlamayacak. Dioksin için ise, biraz daha araştırma yapması gerek; oyuncaklarımı dikkatli seçmeli. Aslında hazır bezden de sakınmak gerekiyor, buyrun.

BPA-free ve PVC-free bebek ürünleri için özet bilgide burayı; detaylı ürün görüşlerindeyse burayı referans noktası verebiliriz.

Unutmayalım; plastik, biliyoruz ki, petrolden üretilen yan madde. Ne kadar risksiz olabileceğini varın, siz düşünün; mümkün olduğunca az tüketin.

Bilgilenmemize destek olan tüm süper annelere teşekkür ederiz.

1 Eylül 2009 Salı

Annem der ki: Bebeğimden ilk ayrılık

Saydım, üşenmeden, gocunmadan hesapladım: tam 13,5 aydır, yani 415 gündür kızımla beraberim; hiç ayrı kalmamışım.

Bugün ise ilk defa ayrılıyorum. Bugün önemli bir gün; yeni dünyamda başka bir mihenk taşı.
Büyük gün geldi, çattı. Ben üzüldüm, çok üzüldüm. Ama beslenmem gerek; ruhumun gıdayı alması gerek, üretmeliyim, belki daha az faydası olan, belki beni daha çok yoran bir üretim ama devam etmeliyim; kızım için, kızımdan ayrı üretip büyümeliyim.

Bugün ağladım; kızıma sarıldım, kokladım; gidiyorum dedim, akşama yine birlikteyiz dedim. Öptüm, öptüm, kokladım, ayrıldım. O görmeden ağladım. Sonra kendimi topladım.

13,5 aydır kızım benim can yoldaşım; sıkıntılarımda kafamın bulutlarını dağıtan güneşim oldu. İşte düşen motivasyonumu yükselten umut oldu. Kızım yine güneşim, yine umudum; bir de özlemim olacak.

En çok koyan nedir, bilir misiniz? Anlarsınız, hatırlarsınız, şimdi okuduğunuzda... Kızımın kokusunu duymak bana koyacak. Ne demek ki bu? Bunca zamandır aynı koku, aynı tene sahipken, ayrı kalınca onun kokusu benim kokumdan ayrılacak ve ben onun kendine has kokusunu duyacağım. İşte o zaman benden ayrı bir birey olduğunu anlayacağım. Sevineceğim, içim buruk...

Neyse dostlar... Ayrılık dediğimiz, böylesi olsun...

30 Ağustos 2009 Pazar

Ağustos'ta sıradan bir gün

Günler geçti, ben 4.5 aylık oldum bile. Bana büyümüşüm gibi geliyor, aileme de öyle.

Henüz 15 günlükken, bir dostumuz kızıyla bizi ziyarete gelmişti. Ada ablam, 4,5 aylıktı. Çok büyüktü, çok şekerdi, gayet çocuktu yani. Annem de "bir gün kızımda büyümüş olacak mı?" demişti. O günler geldi; o da gördü, ben de gördüm.


4. ayımda çok hızlı değişmeye başladım. Bir günüm bir güne uymaz oldu. Geceleri daha sık uykum bölünüyor; gündüzleri bir süredir güzel uyumama rağmen son zamanlarda 45 dakikayı geçmeyen uykulardayım. Annem, işe başlamasına saatler kala, beni yeniden rutine sokmaya çalışıyor; nafile. Gündüz vakti uyku mu olur, canım... Annem bununla didişirken, ben gülüyorum, gözlerinin içine bakıyorum, kıkırdıyorum; çok ısrar ettiğinde sızlanıyorum. Hem de nasıl... Tracy formülü "yatır-kaldır" yaptı bir kaç zaman; pes etmedi, benim içim dışıma çıktı ki, sızıveriyordum. Sızmadan önce bir yaygara, bir yaygara. Ses telleri sağlam oluyormuş biz bebeklerin.

Bu bağırmalarda annem neyi anlamıyor, bilmiyorum. Gayet net, istemediğimi söylüyorum; yani söyleniyorum. "Anniiie, annnnieee" diye başlıyorum; peşine birazcık sövüyorum(!): eyyeeyyyeyyy neeeelll annnyyyeeee eyyyy...

Oyun halımı nihayet sevmeye başladım. Sırtüsü yatıp çıngırağa ulaşmaya çalışıyorum; yine hırslanıyorum ama tutunca ucundan çok mutlu oluyorum. Sonra kendimi yüzüstü döndürüyorum.

Sırtüstünden yüzüstüne dönüşlerde sağdan dönüş mükemmel; sol için çalışmaya başladım, fena değil. Gece gündüz bir sorun oluştu: ben yan yatarak uyuyorum. Bu aralar bacağımı hafiften yana attım mı, kendimi yüzüstü yatarken buluyorum ve tabii ki uyanıyorum.
Çok eğlenceli!

Ana kucağımda müzik yapmak artık cezbetmiyor beni; şimdi önümde çılgınca sallanan oyuncakları yakalamaya çalışıyorum ama annem düşerim diye çok korkuyor; oyuncağı yakalayacağım diye neredeyse takla atacağım üzerinde.

Tabii ki hala bir numara talebim KUCAK KUCAK KUCAK...

Sabun köpüğü bir dünya



Annem dün bana bir oyun almış; bugün babamla karşıma gelip gülücükler gösterip katılmamı beklediler. Bense çok şaşırdım. Ne enteresan bir şeydi o öyle... hmmm...


Balonlar uçuşuyordu üstümde. Renk renk, boy boy...
Tenime değiyor, yokoluyorlardı. Önce sessiz ve dikkatlice izledim, takip ettim gözlerimle. Arada korkmadım değil; yüzümde pıtlayan bir şeyler vardı sonuçta. Sonra keyfini çıkardım: ellerimle yakalayıp patlatmaya başladım. Biz bu oyunu hep oynayalım!

Faydalar: el-göz koordinasyonu, dokunma hissi

27 Ağustos 2009 Perşembe

Zeynep teyzemin şarkıları ve ben

Ben müzik dinlemeyi çok seviyorum, taa annemin karnında yaşadığımdan beri. Yeni hobim ise şarkılara eşlik etmek :)

Zeynep teyzem, çok güzel şarkılar söylüyor bana ve ben de iyice öğrendim. Şarkının ilk kelimesinde anlıyorum hangisi olduğunu ve ağzımı kocaman açarak gülüyorum, hatta bazen kahkaha atıyorum.

Adana yolculuğumuzun dönüşünde artık şarkılara eşli etmeye karar verdim. Zeynep teyzem söylerken, ben de dilim döndüğünce mırıldanıyorum. Çok eğlenceli!
Tabii annem bu arada zevkten dört köşe!

En sevdiğim şarkıyı sizinle paylaşmak isterim:
Dolaştım bodrum kiler
Bulamadım hiçbir av
Aç kaldı bak bizimkiler
Miyav miyav miyav
Olsaydım ben bir köpek
Isırırdım hav hav hav
Aç kalmazdı bizimkiler
Kara kedi mırnav pisst
Kara kedi mırnav pisst

Annem bir ara videoları üşenmeyip formatlarsa, nasıl söylediğimi de göstereceğim.

Diğer çok sevdiğim şarkılar, itsy bitsy spider ve türkçesi bir baba örümcek, mini mini kuş, ördek ailesi, Kanal D'nin çok sesli jeneriği.

18 Ağustos 2009 Salı

4.ay biterken

Bugün doktor kontrolüne gittik. Bu ziyaretin öncekilere göre belirgin bir farkı vardı: doktor amcayı yabancıladım; yüzüme bakıp gülen bir büyük, ama ben onu tanımıyorum ki...
Doktor amca tümüyle vücudumu kontrol etti, her yerimi yokladı, çok sıkıcı bir durumdu. Arada gülücük atsam da yüz verecek değilim kendisine.
Kilom 7540 gr, doktor amcam anne sütüyle bunu nasıl gerçekleştirdiğimizi anlamıyor; ne var ki, buna takım çalışması deniliyor! Her ay yeni bir persentile girmişim, bundan öteye gidecek yer kalmamış. Napayım canım, içtiğim süt yarıyor. Boyum da 65cm. İyiyim, iyiyim.
Annem 15 gün sonra işe başlayacağı için biberona geçmek için izin istedi; doktor amca istemese de vermek durumunda kaldı. Sonra da canımızı sıkan cümleyi sarfetti: sütünüz artık yetmez, yedek için mama alın. Annem de savunmaya geçti; "rezervlerimiz var, ayrıca her gün işte topladıklarımı ertesi gün vereceğim". Doktor amca da iyi dileklerini temenni etti. Allah, Allah; ne var ki bunda. Ama sonra güzel birşeyler söyledi. 1 ay sonra kontrole gelmeyeceğim!!! Hahaaa!!!
5. ayıma girince ek gıdaya başlayacakmışım. Annem bu konuda da isteksiz. Ben artık yeni şeyler tatmak istiyorum halbuki. Belki adım adım yaparız. Annem beni çok seviyor, ayrılmak istemiyor.
Dişlerim fena kaşınıyor; 1,5 ay önceki maceradan sonra ilk dişimin ne zaman patlayacağını merak ediyoruz. Doktorum havuç, elma gibi sert meyvelerle dişimi kaşıyabileceğimi söyledi: yummmyyy! Annem izin verirse ;)
Doktor amca sorularına devam etti: ellerimle birşeyler yakalıyor muyum... ellerimi önünde kavuşturuyor muyum; uzanıyor muyum; gülüyor muyum; ses çıkarıyor muyum; herşeyi ağzıma götürüyor muyum; tepkilerimi farklılaştırıyor muyum; üstümdekileri çekiştiriyor muyum gibi... hepsine evet evet evet. Gelişim testinden de geçtim!!!
Annem hemen sorusunu patlattı: geceleri beslenmeme gerek var mı? Amcam "çok beslemeye gerek yok, o açlıktan uyanmıyordur, keyfi alışkanlıktır" dedi. Nereden bilebilir ki? Bana sordular mı? Ben emmek istiyorum! Annem gönül rahatlığıyla 4 saatlik rutine geçmeyi aklına koymuş; uymaktan başka çarem mi var...
Ardından beklenen an geldi. İki bacağımdan aynı anda birer vuruşla aşılarım yapıldı; yaygarayı kopardım. Annem beni emzirdi, kucakladı; geçti tüm acılarım.
Babişkom benim aşılanmalarımla birebir ilgileniyor; keza hastanede yeni bir program yazdı, aşıları takip etmek için. Benim aşılarımı da kontrol amaçlı takip ediyor.
Rotavirus aşımı da gelecek hafta olacağım. Offf...

Kar'A

Geçen Cuma annemin iş arkadaşlarıyla güzel bir öğle yemeği yedik. Demet teyzem de bana hediye getirmeden edememiş: bir çocuk şarkıları CDsi. Adı Kar'A Çocuk Şarkıları... Ertesi gün annemle dinledik. Bugüne kadar dinlediğim tüm müziklerden farklıydı. Şarkıları söyleyen teyzenin sesi o kadar net ve duruydu ki, bana özel şarkılar içerdiği belliydi; hem de başka çocuklar da şarkılara eşlik ediyor. Bir bebeğin dikkatini nasıl çekmeleri gerektiğini biliyorlar. Bugün yine dinledik; hiç yapmam ama kucakta uyuyakalmışım huzur dolu :)

Gerçi uzun zamandır piyasadaymış ama ben henüz dünyaya geldiğimden yeni öğrenmiş oldum. Bülent Ortaçgil'in müzikleriyle şarkılar bir başka güzel. Bilgi edinmek için buraya bakabilirsiniz.

Demet teyzeme çok teşekkür ediyor; Kar'A'yı tüm çocuklara tavsiye ediyorum.

16 Ağustos 2009 Pazar

Mehveş teyzemi gördüm

Bugün Mehveş teyzemi kısa da olsa gördüm. Daha önce 1 ayım dolmadan beni kucağına almıştı; şimdi kocaman olduğumu görüp sevindi. Ben de onları gördüğüme sevindim. Hem Mehveş teyzemi görme bahanesiyle havaalanını da görmüş oldum. O kadar büyükmüş ki; bir an önce büyümeli de, o geniş salonlarda parande atmalı.
Mehveş teyzem, Ümit amcam ile nişanlandı; gelecek yılki düğünlerine gidebilmem için hemencecik büyümem gerek, ben de minik bir gelinlik giyerim, belli mi olur :)

15 Ağustos 2009 Cumartesi

4 ay bitti bile.

Dünyadaki 4 ayım bitti bile. Vakit çabuk geçebiliyormuş. Oysa ben hep yerimde durduğumu sanıyorum.
Bu aralar uyku ile problemim var; daha fazla uyanık kalmak istiyorum. Annem de bana bu konuda yardımcı olmaya çalışıyor. 3 saatlik beslenme aralarımı 4 saate çıkarmaya çalışıyor. Tabii benim de desteğim şart. Bu geçiş dönemini nasıl geçiririz bilmiyorum; 3 saatlik rutini oluşturmak 1,5 ay sürmüştü. Annem işe dönmeden yeni rutini oluşturmayı hedefliyor. Böylece biberona daha az ihtiyaç duyacağım; annemle ayrı iken yalnızca iki kez biberondan sütümü alacağım, sonra yine annemle biraradayım.

24 Temmuz 2009 Cuma

Zonguldak, Mevlit ve ben


Annemin içi rahat etmedi. Benim dünyaya gelişimi kutlaması (şükran mahiyetinde) gerekiyordu. İstanbul'da konu komşu, yol yordam kolay bulunamadığından anneannemi bu işle görevlendirdi. Biz henüz İstanbul'dayken, kurbanımız kesilmişti bile. Bugün de Kur'an okundu, Allah'a hamd edildi. Gerçi ben uyudum ama evdeki elektrik gayet güzeldi. Eve gelen teyzelerin benim için getirdiği hediyeler de cabası. Anneannemi çok seviyorlarmış anlaşılan :)

Allah bizi hiç ayırmasın, hep sağlıklı ve mutlu olalım. Amin.