Bugün bayram olduğu için erkenden, sabah 7'de değil, 6'da uyandım. Annem geceden uykusuzdu; babamla vakit geçirdik.
Sabah kahvaltımızı dedem ve babaannemle yaptık. Benim uykum geldi ama çok az uyudum. Bu aralar gündüz uykum epey azaldı; canım hiç istemiyor. Akşam da 8 olmadan uyuyakalıyorum. Oysa ki gündüz uyusam, akşam ailemle daha fazla vakit geçirebilirim.
Uyandıktan sonra yine oyun oynadık. Yürümeyi çok seviyorum ya, evi turladık birkaç kere. Sütlü, pekmezli tahılımı yedim, suyumu içtim. Annem beni yine rahat bırakmadı, gözlerimi kaşıdığım gözünden kaçmadı; doğru yatağa...
Annem uyursam, günümü daha rahat geçirebileceğimi söylüyor. Bugün dayıma gideceğiz; öncesinde enerji toplamalıymışım.
Neyse ben uyumadım... Ama annemle babamı çok mutlu edecek, uykusuzluğumu onlara unutturacak, ömür boyu hatırlanacak bir hediye verdim:
27 Kasım 2009 Cuma
Bayram şekeri: Montessori aktiviteleri nasıl uygulanır?
Esra'nın postu sayesinde Montessori'nin uygulama videolarına ulaşabilirsiniz.
Hepimize mutlu, keyifli bayramlar diliyorum...
Hepimize mutlu, keyifli bayramlar diliyorum...
21 Kasım 2009 Cumartesi
Kahvaltı keyfi
Son 2 haftadır kahvaltı yapıyorum. Peynir, pekmez, bisküvi/ekmek serisinin yanına geçen hafta yumurta da eklendi.
7.aya girerken, annem beyaz peynirle beni tanıştırdı. Ezerek parmakla verdi. Yadırgamadım. Pütürlü gıdada hiç sıkıntı yaşamıyorum, şimdilik. Bakalım, köftelere başlayınca ne olacak?
Demir takviyesi için doktorum ilaç vermemişti; pekmez yeter demişti. Evdeki nefis dut pekmezi bitmek üzere; babaannem dut pekmezi getirdi neyse ki. Geçen hafta yumurta sarısına 1/8 ölçülerde başlamıştım. Bu hafta 1/4e yükseldim. Gelecek hafta 1/2 olacak; 8.ay biterken bir bütün yumurta sarısını yiyebiliyor olacağım.
Bugün Mehveş teyzemle dışarıda kahvaltı yaptık. Yumurta, pekmez ve peynir karışımı nefis... Hele ailemle ve sevdiklerimle beraber yemek yemek, yeter de artar bile.
Vakit çok keyifli geçti. Bir ara uyudum bile.

Sonra da ekolojik pazara gittik.
Pazarda bir amca bana kavun dilimi verdi. Ben o dilimi yedim, yuttum. Nefisti. Kavunu sevdim. Annem bu sefer can eriği de buldu; bu hafta yeni bir meyve tadacağım. Ayrıca ilk kez ıspanak yiyeceğim.
Akşam olunca, Mehveş teyzemle yine çok güzel vakit geçirdik. O bana kitap okudu, ben ona güldüm...

Burada Limon'u öpüyorum.
Yarın teyzem dönecek Brüksele; ben de yine gelmesini bekleyeceğim. Söz verdi; benim kendisini unutmama izin vermeyecek.
7.aya girerken, annem beyaz peynirle beni tanıştırdı. Ezerek parmakla verdi. Yadırgamadım. Pütürlü gıdada hiç sıkıntı yaşamıyorum, şimdilik. Bakalım, köftelere başlayınca ne olacak?
Demir takviyesi için doktorum ilaç vermemişti; pekmez yeter demişti. Evdeki nefis dut pekmezi bitmek üzere; babaannem dut pekmezi getirdi neyse ki. Geçen hafta yumurta sarısına 1/8 ölçülerde başlamıştım. Bu hafta 1/4e yükseldim. Gelecek hafta 1/2 olacak; 8.ay biterken bir bütün yumurta sarısını yiyebiliyor olacağım.
Bugün Mehveş teyzemle dışarıda kahvaltı yaptık. Yumurta, pekmez ve peynir karışımı nefis... Hele ailemle ve sevdiklerimle beraber yemek yemek, yeter de artar bile.
Vakit çok keyifli geçti. Bir ara uyudum bile.
Sonra da ekolojik pazara gittik.
Pazarda bir amca bana kavun dilimi verdi. Ben o dilimi yedim, yuttum. Nefisti. Kavunu sevdim. Annem bu sefer can eriği de buldu; bu hafta yeni bir meyve tadacağım. Ayrıca ilk kez ıspanak yiyeceğim.
Akşam olunca, Mehveş teyzemle yine çok güzel vakit geçirdik. O bana kitap okudu, ben ona güldüm...
Burada Limon'u öpüyorum.
Yarın teyzem dönecek Brüksele; ben de yine gelmesini bekleyeceğim. Söz verdi; benim kendisini unutmama izin vermeyecek.
20 Kasım 2009 Cuma
Babamın doğumgünü ve bir kaçamak
Babacığımın 15 Kasım Pazar günü doğumgünüydü. Sıradan bir gün olarak başlamadı. Uyanır uyanmaz "mutlu yıllar" şarkısını söyledik annemle. Ben el çırptım, "hıhhı-hhı" diye sayıkladım ama babam çok mutlu oldu.
Günün ortasında Zeynep teyzem evimize geldi. Allah Allah, anlamadım önce. Bugün haftasonu değil miydi? Annem, babam da evde; muhabetteyiz üstelik. Biraz da uyku sersemliği tabii.
Sonra annem ve babam giyinip dışarı çıktılar. İki saat kadar yoklardı evde. Ben de teyzemle oynadım, beslendim.
Annemler geldi, ellerinde bir CD vardı. Hemen ellerini vs. iyice yıkadılar sonra da uzun uzun beni öptüler. Ardından CDyi bilgisayara yükleyip ne yaptıklarını gösterdiler.
Yunuslarla yüzmüşlerdi. Süpeer! Her ne kadar ne demek olduğunu anlamasam da :)
Annem, babama özel bir hediye yapmak istemiş ve Dolphinarium'da yunuslarla yüzme imkanı olduğunu öğrenmiş. Bir randevu alarak gitmişler. Onlar çok mutlulardı. Babam kolunu incitmiş, öpmek istedim, iyileşsin diye. Acıyormuş canı; çok üzüldük. Annem de pişman oldu ama babam mutlu. Çok güzel bir deneyimmiş ve her anında ikisi de beni düşünmüş. Benim biraz daha büyümem gerekiyor, sonra beni de götürecekler.




Yunuslar çok şirinlermiş, 4 tane birbirinden oyuncu yunus (hatta biri de yavru! benim gibi)... Ama bir havuzda kalakalmaları, aşırı klorlu suda yaşıyor olmaları annem ve babamı üzmüş. İyi beslendiklerini ve bakıldıklarını görerek buruk bir mutluluk duymuşlar. Diğer yandan, hala Kuzey ülkelerinde yunuslar ve balinalar, kah zevk kah ticaret için vahşice katledilirken, burada insan himayesinde yetişmeleri çok da göze batmıyor. Sağlıklı şekilde, iyi koşullarda ve iyi niyetle olduğu sürece, tabii.
Günün ortasında Zeynep teyzem evimize geldi. Allah Allah, anlamadım önce. Bugün haftasonu değil miydi? Annem, babam da evde; muhabetteyiz üstelik. Biraz da uyku sersemliği tabii.
Sonra annem ve babam giyinip dışarı çıktılar. İki saat kadar yoklardı evde. Ben de teyzemle oynadım, beslendim.
Annemler geldi, ellerinde bir CD vardı. Hemen ellerini vs. iyice yıkadılar sonra da uzun uzun beni öptüler. Ardından CDyi bilgisayara yükleyip ne yaptıklarını gösterdiler.
Yunuslarla yüzmüşlerdi. Süpeer! Her ne kadar ne demek olduğunu anlamasam da :)
Annem, babama özel bir hediye yapmak istemiş ve Dolphinarium'da yunuslarla yüzme imkanı olduğunu öğrenmiş. Bir randevu alarak gitmişler. Onlar çok mutlulardı. Babam kolunu incitmiş, öpmek istedim, iyileşsin diye. Acıyormuş canı; çok üzüldük. Annem de pişman oldu ama babam mutlu. Çok güzel bir deneyimmiş ve her anında ikisi de beni düşünmüş. Benim biraz daha büyümem gerekiyor, sonra beni de götürecekler.




Yunuslar çok şirinlermiş, 4 tane birbirinden oyuncu yunus (hatta biri de yavru! benim gibi)... Ama bir havuzda kalakalmaları, aşırı klorlu suda yaşıyor olmaları annem ve babamı üzmüş. İyi beslendiklerini ve bakıldıklarını görerek buruk bir mutluluk duymuşlar. Diğer yandan, hala Kuzey ülkelerinde yunuslar ve balinalar, kah zevk kah ticaret için vahşice katledilirken, burada insan himayesinde yetişmeleri çok da göze batmıyor. Sağlıklı şekilde, iyi koşullarda ve iyi niyetle olduğu sürece, tabii.
14 Kasım 2009 Cumartesi
İlk Montessori materyalim
Annecim, ilk Montessori materyalinin siparişini 25 Ekim'de e.bay'den vermişti. Amerika'dan gelecekti. Aslında pek ümitli değildi: ulaşır mı, gümrüğe takılır mı, kaliteli mi, vs.
Neyse, işte, sonunda evimizde, elimizde. Annem materyali benimle tanıştırdı ama sunumu henüz yapmadı. Evdeki şenşakrak günlerin durulmasını bekliyor.
İlk materyalimiz, object permanence box oldu. Bir varmış, bir yokmuş; peek-a-boo, where's the baby, gukk-ceee derken; Montessori sistemine de uygun olarak varlıkların daimi olduğunu öğrenmenin yolu: Bir varlık gözden kaybolabilir, sesi duyulmayabilir, dokunulamayabilir ama hala vardır. Mesela, annem/babam sabah işe gider, akşam döner; yani annemi/babamı göremem, kokusunu ve sesini duyamam, saçına dokunamam ama annem/babam hala annemdir, babamdır; akşam geleceklerdir. Şimdilik bu fenomeni kafama takmıyorum ama iki gün önceki hislerim kayda değerdi. Annem kapıda üstünü giyindi, sırtını döndü; teyzemin kucağından doğru paltosunun kemerine yapıştım ve onu kendime çektim. Kucağına atladım hemen. O da öptü, kokladı, öptü beni. Her seferinde anlattığı gibi, gideceğini ama akşam geleceğini; yine buluşacağımızı anlattı.
Bu materyalle deneyimimiz acaba nasıl olacak, merak ediyoruz.
Materyalin kalitesine gelince.. Kesimi güvenlik açısında başarılı, cilası kesinlikle kokmuyor, topunun hava delikli olması tadına bakmak istediğimde sıkıntı yaratmayacak; yalnızca içindeki rampanın eğimi az daha fazla olmalıymış.
Faydalar: Maddenin daimi varlığını öğrenme, el-göz koordinasyonunu güçlendirme
11 Kasım 2009 Çarşamba
Annem diyor ki: Bir Maclaren deneyimi
İki hafta önce, teyzemizin isteğiyle, baston puset aldık. En iyisi olsun istedik ve Maclaren'de karar kıldık. Onca paraya rağmen, iyi bir karar verdiğimizi düşünüyorduk ki; Salı günü gelen bir haberle şaşırdık, kaldık.
Maclaren'in 1999'dan beri piyasada varolan 1 milyon adet baston pusetinde güvenlik sorunu var-mış.

Önce e-bebek'e başvurmayı düşündüm. Webte şöyle bir bilgilendirme yapmışlardı.
Hemen internette Maclaren distribütörünü araştırdım: Sersa İthalat. Telefonla kendilerine ulaştım. Maalesef durum beklediğim gibiydi: haberler, asılsızmış; Maclaren bu kararı kendi programı kapsamında ele almış; ürünlerde herhangi bir sakıncalı durum yokmuş.
İtirazımı dile getirdim. İngilizce bildiğimi, ilgili web sitelerinde yer alan bilginin doğru olduğunu düşündüğümü belirttim; güvenlik kitinin tarafıma gönderilmesini talep ettim. Maclaren, güvenlik kitinin yalnızca Amerika için geçerli olduğunu dile getirmiş. Aman ne güzel değil mi? Yoksa biz DNA'sı sahte olan ürünleri yiyip içen, sağlığı riske atan içerikli aşıları kullanan, tarımcılığı ve hayvancılığının bugünü/yarını el'lerde olan, insan sağlığının hatta varlığının öneminin pek olmadığı 3.sınıf bir ülke miyiz? Geçmiş olsun, bize o zaman.
Sersa, bana e-mail gönderdi ve gözlerime inanamadım bir daha. Gerçekten de Maclaren, antetli bir belgede dünya distribütörlerine, ürünlerde hata olmadığı, ürünlerin dahili bir program kapsamında değerlendirilip güvenlik kiti hazırlandığı yazıyordu. Ben de onlara bir cevap yazdım:
Merhaba,
Hızlı geri dönüşünüz için çok teşekkürler.
İlgili dokümanda MacLaren’in belirttiğinin aksine, kendi web sayfasında hatalı ürünleri Amerikan Hükümeti’nin Ürün Güvenliği Komisyonu tarafından kararlaştırıldığı ve Maclaren'in gönüllü olarak ürünleri geri çağırdığı ifade edilmekte. İlgili link şöyledir:
http://recall.maclarenbaby.com/
Diğer yandan aynı sayfada bu Komisyonun yaptığı Kamu Duyurusu’na doğrudan link verilmiştir:
www.cpsc.gov/cpscpub/prerel/prhtml10/10033.html
Bu sayfada başka bir bilgilendirmeye kadar, bu ürünlerin kullanılmaması gerektiği belirtilmektedir. Nedeni ise açıklanmaktadır:
Hazard: The stroller’s hinge mechanism poses a fingertip amputation and laceration hazard to the child when the consumer is unfolding/opening the stroller.
Incidents/Injuries: The firm has received 15 reports of children placing their finger in the stroller’s hinge mechanism, resulting in 12 reports of fingertip amputations in the United States.
Bu ifadede pusetin açılıp kapatılması sırasında parmak sıkışması ve kopması yaşandığı belirtilmekte; 15 vakanın 12’sinde durumun parmak kopması ile sonuçlandığı ifade edilmektedir.
Maclaren'in, kendi ülkesi dışında, satış yaptığı ülkelerin çocuklarına ve velilerine karşı duyarsızlığını esefle karşılıyorum. Yapmış olduğunuz bilgilendirme ışığında, MacLaren firması ile yazışacağım. Duyarlı bir firma olarak tek yapması gereken, Amerika’da söz konusu güvenlik kitini ailelere gönderirken, bizim gibi ülkelerde de aynı uygulamayı gerçekleştirmek.
Bu ne kadar zor olabilir?
Neyse ki ürünü yeni almıştık. Hemen satıcı firmaya da iade edeceğiz.
Teşekkürler, iyi çalışmalar.
Maclaren ile henüz yazışmadım. Sizi de haberdar ederim.
NOT: Sonraki gelişmeler için burayı okuyun.
Maclaren'in 1999'dan beri piyasada varolan 1 milyon adet baston pusetinde güvenlik sorunu var-mış.

Önce e-bebek'e başvurmayı düşündüm. Webte şöyle bir bilgilendirme yapmışlardı.
Hemen internette Maclaren distribütörünü araştırdım: Sersa İthalat. Telefonla kendilerine ulaştım. Maalesef durum beklediğim gibiydi: haberler, asılsızmış; Maclaren bu kararı kendi programı kapsamında ele almış; ürünlerde herhangi bir sakıncalı durum yokmuş.
İtirazımı dile getirdim. İngilizce bildiğimi, ilgili web sitelerinde yer alan bilginin doğru olduğunu düşündüğümü belirttim; güvenlik kitinin tarafıma gönderilmesini talep ettim. Maclaren, güvenlik kitinin yalnızca Amerika için geçerli olduğunu dile getirmiş. Aman ne güzel değil mi? Yoksa biz DNA'sı sahte olan ürünleri yiyip içen, sağlığı riske atan içerikli aşıları kullanan, tarımcılığı ve hayvancılığının bugünü/yarını el'lerde olan, insan sağlığının hatta varlığının öneminin pek olmadığı 3.sınıf bir ülke miyiz? Geçmiş olsun, bize o zaman.
Sersa, bana e-mail gönderdi ve gözlerime inanamadım bir daha. Gerçekten de Maclaren, antetli bir belgede dünya distribütörlerine, ürünlerde hata olmadığı, ürünlerin dahili bir program kapsamında değerlendirilip güvenlik kiti hazırlandığı yazıyordu. Ben de onlara bir cevap yazdım:
Merhaba,
Hızlı geri dönüşünüz için çok teşekkürler.
İlgili dokümanda MacLaren’in belirttiğinin aksine, kendi web sayfasında hatalı ürünleri Amerikan Hükümeti’nin Ürün Güvenliği Komisyonu tarafından kararlaştırıldığı ve Maclaren'in gönüllü olarak ürünleri geri çağırdığı ifade edilmekte. İlgili link şöyledir:
http://recall.maclarenbaby.com/
Diğer yandan aynı sayfada bu Komisyonun yaptığı Kamu Duyurusu’na doğrudan link verilmiştir:
www.cpsc.gov/cpscpub/prerel/prhtml10/10033.html
Bu sayfada başka bir bilgilendirmeye kadar, bu ürünlerin kullanılmaması gerektiği belirtilmektedir. Nedeni ise açıklanmaktadır:
Hazard: The stroller’s hinge mechanism poses a fingertip amputation and laceration hazard to the child when the consumer is unfolding/opening the stroller.
Incidents/Injuries: The firm has received 15 reports of children placing their finger in the stroller’s hinge mechanism, resulting in 12 reports of fingertip amputations in the United States.
Bu ifadede pusetin açılıp kapatılması sırasında parmak sıkışması ve kopması yaşandığı belirtilmekte; 15 vakanın 12’sinde durumun parmak kopması ile sonuçlandığı ifade edilmektedir.
Maclaren'in, kendi ülkesi dışında, satış yaptığı ülkelerin çocuklarına ve velilerine karşı duyarsızlığını esefle karşılıyorum. Yapmış olduğunuz bilgilendirme ışığında, MacLaren firması ile yazışacağım. Duyarlı bir firma olarak tek yapması gereken, Amerika’da söz konusu güvenlik kitini ailelere gönderirken, bizim gibi ülkelerde de aynı uygulamayı gerçekleştirmek.
Bu ne kadar zor olabilir?
Neyse ki ürünü yeni almıştık. Hemen satıcı firmaya da iade edeceğiz.
Teşekkürler, iyi çalışmalar.
Maclaren ile henüz yazışmadım. Sizi de haberdar ederim.
NOT: Sonraki gelişmeler için burayı okuyun.
31 Ekim 2009 Cumartesi
Kendi kendine yeten küçük insan
30 Ekim 2009 Cuma
Pofuduk yastıklarım
Annem ilk el yapımı materyallerimi hazırladı.


Annem, bu yastıkları çok amaçlı olarak düşündü. Farklı dokularda, farklı renklerde ve farklı şekillerde, çift olarak hazırladı.
Şimdilik aktivitelerimiz basit:
İlk olarak bana tek tek sunuyor. Ben de elimle tutuyor, ağzımla tadına bakıyorum ve dokusunu hissediyorum. Ardından iki farklı yastığı önüme koyuyor. Ben de ikisi arasındaki renk ve doku farkını anlamaya çalışıyorum.
Faydalar: dokunma hissinin gelişmesi, farklılıkları farketme, ince motor hareketleri
Aktiviteyle ilgili fotoğrafları ayrıca paylaşacağım.
Annem, bu yastıkları çok amaçlı olarak düşündü. Farklı dokularda, farklı renklerde ve farklı şekillerde, çift olarak hazırladı.
Şimdilik aktivitelerimiz basit:
İlk olarak bana tek tek sunuyor. Ben de elimle tutuyor, ağzımla tadına bakıyorum ve dokusunu hissediyorum. Ardından iki farklı yastığı önüme koyuyor. Ben de ikisi arasındaki renk ve doku farkını anlamaya çalışıyorum.
Faydalar: dokunma hissinin gelişmesi, farklılıkları farketme, ince motor hareketleri
Aktiviteyle ilgili fotoğrafları ayrıca paylaşacağım.
29 Ekim 2009 Perşembe
Kendi odamda uykuyu ararken...
Bu gece ilk defa kendi odamda, kendi yatağımda uyuyorum. Annem tepkimi merak ediyor: Acaba ağlayacak mıyım? Uyandığımı, onu çağırdığımı duyabilecek mi? Tekrar uykuya dalabilecek miyim?
Bugüne kadar hep annem ve babamla uyudum. İlk 2,5 ay beşiğimdeydim. Diş çıktı çıkacak diye uykusuzluğa girince, beni yanlarına almışlardı. O günden bugüne mutlu mesut gelmiştik. Ama annemin de babamın da kafasında hep odama geçmem gerektiği geçiyordu. Doktorum, gece beslenmesi devam ettiği sürece aynı odada olmamız gerektiğini söylüyordu.
Annemlerle yatarken, gece uykusu formülümüz şöyleydi: Önce Uykucu yanıma geliyor, benimle konuşuyor. Ardından emziğimi ağzıma alıyorum. Sakinleşiyorum, gözlerim kaymaya başlıyor. Annem veya babamın eline sarılıyorum; şşş-pat eşliğinde en geç 15-20 dakika sonra en derin uykulardayım. Muhtemelen annem de benimle uyuyakalıyor :)
Öncesinde mutlaka banyomu yapıyorum; sütümü emiyorum. Gece lambası açılıyor. Ortam ve ben uyku ritüeline hazırlanıyoruz. Her gece, her yerde aynı ritüel tekrar ediyor. 6 ay boyunca bu ritüelin uygulanmadığı gece yoktur galiba.
Annem önümüzdeki tatil günlerini hesaba katarak, uykusuzluk pahasına, beni bu gece odama yatırdı. Ritüel aynı, herşey aynı; yalnızca bu sefer kendi yatağımda kendi odamdayım. Yatağa ilk yattığımda etrafıma bakındım. Uyumakta zorlandım. Çünkü annem ya da babam yanımda yatarken daha rahat ediyordum. Ama en sonunda uykuya daldım.
Annem de yerde kendine yatak hazırladı; bir hafta, 10 gün benimle aynı odada uyuyacak.
Annemi korkutan başka şey de, bu aralar gece durup dururken uykuda girdiğim ağlama krizi. Muhtemelen rüya görüyorum ve uyanmadan ağlamaya başlıyorum. Hemen yanıma depar atıyorlar, kucaklarına alıp sarılıyorlar. Ben içli içli ağlarken, kokularında sakinleşiyorum. Yatağımda da böyle olmasın istiyorlar.
Umarım odama alışırım; uykularım kesintisiz ve keyifli olur.
>>>
Annem der ki:
Bu gece korktuğumuz gibi geçmedi. Misis, her zamanki saatinde uyandı, emdi ve uykusuna geri döndü. Hoş; uykusundan hiç çıkmıyor aslında.
Odasında yatırmak için birkaç kez deneme yapmıştım. Ama itiraf ediyorum, kararlı ve istekli değildim. Tracy'nin yolundan bir miktar saptım. Ama iyi ki öyle yapmışım: vakit geçtikçe, kızım büyüdükçe, kendi bağımsızlığına hazır hale geliyor. Şimdi uykularında rahatlıkla dönüyor; pozisyon değiştiriyor; SIDS (Allah korusun) riski azaldı. Büyüdüğünü gördükçe, içim rahatlıyor. "Kötü anne" hissinden kurtuluyorum.
Şimdi sırada kendi başına uykuya girmesi sağlamak var. Henüz Uykucu tarzındaki oyuncaklar, prop haline gelemedi. Emzik ve Uykucu, yalnızca hazırlık sürecinde işe yarıyor. Oyuncaktan anlamaya başladığı zaman geldiğinde - ki bunu hissederim diye düşünüyorum, henüz gelmedi - bebeğine sarılıp uyuyacak.
Ne yalan söyleyeyim; kızımla uyumak bana ve babasına büyük keyif veriyor.
Bugüne kadar hep annem ve babamla uyudum. İlk 2,5 ay beşiğimdeydim. Diş çıktı çıkacak diye uykusuzluğa girince, beni yanlarına almışlardı. O günden bugüne mutlu mesut gelmiştik. Ama annemin de babamın da kafasında hep odama geçmem gerektiği geçiyordu. Doktorum, gece beslenmesi devam ettiği sürece aynı odada olmamız gerektiğini söylüyordu.
Annemlerle yatarken, gece uykusu formülümüz şöyleydi: Önce Uykucu yanıma geliyor, benimle konuşuyor. Ardından emziğimi ağzıma alıyorum. Sakinleşiyorum, gözlerim kaymaya başlıyor. Annem veya babamın eline sarılıyorum; şşş-pat eşliğinde en geç 15-20 dakika sonra en derin uykulardayım. Muhtemelen annem de benimle uyuyakalıyor :)
Öncesinde mutlaka banyomu yapıyorum; sütümü emiyorum. Gece lambası açılıyor. Ortam ve ben uyku ritüeline hazırlanıyoruz. Her gece, her yerde aynı ritüel tekrar ediyor. 6 ay boyunca bu ritüelin uygulanmadığı gece yoktur galiba.
Annem önümüzdeki tatil günlerini hesaba katarak, uykusuzluk pahasına, beni bu gece odama yatırdı. Ritüel aynı, herşey aynı; yalnızca bu sefer kendi yatağımda kendi odamdayım. Yatağa ilk yattığımda etrafıma bakındım. Uyumakta zorlandım. Çünkü annem ya da babam yanımda yatarken daha rahat ediyordum. Ama en sonunda uykuya daldım.
Annem de yerde kendine yatak hazırladı; bir hafta, 10 gün benimle aynı odada uyuyacak.
Annemi korkutan başka şey de, bu aralar gece durup dururken uykuda girdiğim ağlama krizi. Muhtemelen rüya görüyorum ve uyanmadan ağlamaya başlıyorum. Hemen yanıma depar atıyorlar, kucaklarına alıp sarılıyorlar. Ben içli içli ağlarken, kokularında sakinleşiyorum. Yatağımda da böyle olmasın istiyorlar.
Umarım odama alışırım; uykularım kesintisiz ve keyifli olur.
>>>
Annem der ki:
Bu gece korktuğumuz gibi geçmedi. Misis, her zamanki saatinde uyandı, emdi ve uykusuna geri döndü. Hoş; uykusundan hiç çıkmıyor aslında.
Odasında yatırmak için birkaç kez deneme yapmıştım. Ama itiraf ediyorum, kararlı ve istekli değildim. Tracy'nin yolundan bir miktar saptım. Ama iyi ki öyle yapmışım: vakit geçtikçe, kızım büyüdükçe, kendi bağımsızlığına hazır hale geliyor. Şimdi uykularında rahatlıkla dönüyor; pozisyon değiştiriyor; SIDS (Allah korusun) riski azaldı. Büyüdüğünü gördükçe, içim rahatlıyor. "Kötü anne" hissinden kurtuluyorum.
Şimdi sırada kendi başına uykuya girmesi sağlamak var. Henüz Uykucu tarzındaki oyuncaklar, prop haline gelemedi. Emzik ve Uykucu, yalnızca hazırlık sürecinde işe yarıyor. Oyuncaktan anlamaya başladığı zaman geldiğinde - ki bunu hissederim diye düşünüyorum, henüz gelmedi - bebeğine sarılıp uyuyacak.
Ne yalan söyleyeyim; kızımla uyumak bana ve babasına büyük keyif veriyor.
27 Ekim 2009 Salı
Cee-eee çok eğlenceliii...

Annemle benim bazı güzel oyunlarımız var, sizin de olduğu gibi. Bunlardan bir tanesi de, siz Ce-ee diyorsunuz, annem Guk-Ceee :) Annem saklanıyor, "guk" diyor; annem ortaya çıkıyor, "ceee" diyor. Ben de gülüyorum doyasıya.
Bu oyunu 2 aylıktan beri yapıyoruz, tabii gün geçtikçe farklı güzelliklerini yaşıyoruz. Mesela 3 gündür oyunu annem değil, ben yönetiyorum. Altımı değiştirirken, tulumumun bacaklarını yüzüme götürüyorum, annem guuuk diyor; gülüyorum, ardından ellerimle indiriyorum, ceee diyor.. Bunu defalarca tekrarlıyoruz.
Çok sevinçliyiz; artık interaktivite zamanı...
Bir ara fotoğraf ya da video hazırlayıp paylaşalım.
Annem der ki: Domuz gribini konuşalım.
Domuz gribi artık günlük hayatımızın bir gerçeği oldu. Ofiste masamda Pürel var, ellerim tahriş olacak neredeyse. Takıntı halini almasından korkuyorum. Süt odasına gidiyorum, eller yıkanıyor defalarca; ancak ufacık odada birkaç anne... Hepimiz endişeliyiz. Bebeğimiz var. Birşey olacak korkusu gölge gibi bizi takip ediyor.
Grip aşısı olmayı tercih eden bir insan değilim, değildim de. İki yıl önce bir telaşa kapılıp aşı olmuştum. Keşke olmasaymışım, 5 defa gribe yakalandım. Aşıya inancımı tamamen yitirdim. Grip, maalesef toplumumuzda hastalıktan sayılmıyor. "Ah, biraz grip olmuşum, antibiyotik kullanıyorum." tarzında günlük yaşam tümceleri kullanılan bir hastalık olmuştu. Çağdaş yaşam hastalığı.. Ofiste, okulda, otobüste, vapurda, her an her yerden edinilebilecek bir hastalık. Doktor derdi ya, "3 gün dinlen, geçer"; cevap hazır bizde, "Aaa, olur mu canım? Altı üstü grip."
Bu sefer değil... Her an her yerde aramızda dolaşıyor. Belki de bazılarının dediği gibi, çoktan vücudumuzda yer edindi bile. "Aa, domuz gribi adı üstünde; bizde domuz yok ki, tüketmiyoruz da" dediğimiz günler çok geride kaldı. Kızım doğduğum vakitti domuz gribini ilk duyduğum zaman. Ürkmüştüm; yurtdışına girip çıkan o kadar çok insan tanıyorum ki. O günlerden bugünlere geldik; peki yarın ne olacak? Bu korku tüneli nerede biter? 5 ay sonra, 1 yıl sonra?.. Tuhaf düşünceler içindeyim.
Kafamın içinde bir dolu düşünce var, dile gelmiyor, yazamıyorum...
Bağışıklık sistemimizi koruyalım bari. Her gün multivitamin ve balık yağı alıyorum; eşime de aldırıyorum. Bakıcı teyzemiz de kendine iyi bakmaya çalışıyor. Bol sıvı, meyve ve sebze... Eller defalarca yıkanıyor; çantadaki minik pürel her para vb. ellendiğinde kullanılıyor; kalem gibi materyaller değiş tokuş edilmiyor. Ve bol bol kendi kendini telkin: sakin olalım, sakınan göze çöp batar, olumlu düşünelim...
Gribin nefesi ensemizde. Hadi, ben inanıyorum, placebo etkisi yaratalım, şu virüsü yenelim.
Grip aşısı olmayı tercih eden bir insan değilim, değildim de. İki yıl önce bir telaşa kapılıp aşı olmuştum. Keşke olmasaymışım, 5 defa gribe yakalandım. Aşıya inancımı tamamen yitirdim. Grip, maalesef toplumumuzda hastalıktan sayılmıyor. "Ah, biraz grip olmuşum, antibiyotik kullanıyorum." tarzında günlük yaşam tümceleri kullanılan bir hastalık olmuştu. Çağdaş yaşam hastalığı.. Ofiste, okulda, otobüste, vapurda, her an her yerden edinilebilecek bir hastalık. Doktor derdi ya, "3 gün dinlen, geçer"; cevap hazır bizde, "Aaa, olur mu canım? Altı üstü grip."
Bu sefer değil... Her an her yerde aramızda dolaşıyor. Belki de bazılarının dediği gibi, çoktan vücudumuzda yer edindi bile. "Aa, domuz gribi adı üstünde; bizde domuz yok ki, tüketmiyoruz da" dediğimiz günler çok geride kaldı. Kızım doğduğum vakitti domuz gribini ilk duyduğum zaman. Ürkmüştüm; yurtdışına girip çıkan o kadar çok insan tanıyorum ki. O günlerden bugünlere geldik; peki yarın ne olacak? Bu korku tüneli nerede biter? 5 ay sonra, 1 yıl sonra?.. Tuhaf düşünceler içindeyim.
Kafamın içinde bir dolu düşünce var, dile gelmiyor, yazamıyorum...
Bağışıklık sistemimizi koruyalım bari. Her gün multivitamin ve balık yağı alıyorum; eşime de aldırıyorum. Bakıcı teyzemiz de kendine iyi bakmaya çalışıyor. Bol sıvı, meyve ve sebze... Eller defalarca yıkanıyor; çantadaki minik pürel her para vb. ellendiğinde kullanılıyor; kalem gibi materyaller değiş tokuş edilmiyor. Ve bol bol kendi kendini telkin: sakin olalım, sakınan göze çöp batar, olumlu düşünelim...
Gribin nefesi ensemizde. Hadi, ben inanıyorum, placebo etkisi yaratalım, şu virüsü yenelim.
25 Ekim 2009 Pazar
Büyükannem, annem ve ben...
Büyükannemle tanışmıştım taa ben küçükken; son memleket ziyaretinde annem ve babam büyükannemi anneannemin evine getirdiler, beraber kahvaltı edip vakit geçirelim diye.
Annem (ve babam) çok istiyor, onu tanımamı, onu hatırlamamı. Umarım hatırlarım, umarım çokça neşeli anlar geçiririz birlikte, umarım büyükannem hep yanımda olur.
Annem de küçük bir kızken, büyükannesi varmış; onu çoook severmiş, kimseye gülmezken ona güler, kimse de durmazken, onda dururmuş; uzun yıllar birlikte vakit geçirmişler. Annem hala büyükannesini sevgiyle hatırlar. Anneannesine ise tapar; büyükannemin annem için değerli çok fazla ve yeri çok ayrı. Onun için anneannesi ay yüzlü, yeşim gözlü, sütlü nur'iyedir :)
Yıllar geçse bile üstünden, herşey aynı, her duygu aynı...
Annem (ve babam) çok istiyor, onu tanımamı, onu hatırlamamı. Umarım hatırlarım, umarım çokça neşeli anlar geçiririz birlikte, umarım büyükannem hep yanımda olur.
Annem de küçük bir kızken, büyükannesi varmış; onu çoook severmiş, kimseye gülmezken ona güler, kimse de durmazken, onda dururmuş; uzun yıllar birlikte vakit geçirmişler. Annem hala büyükannesini sevgiyle hatırlar. Anneannesine ise tapar; büyükannemin annem için değerli çok fazla ve yeri çok ayrı. Onun için anneannesi ay yüzlü, yeşim gözlü, sütlü nur'iyedir :)
Yıllar geçse bile üstünden, herşey aynı, her duygu aynı...
22 Ekim 2009 Perşembe
İlk 3 ayda en sevdiğim şeyler
*Bu post serisi fikri için, sevgili Kitubi'den feyzaldım. Teşekkürler, Damla!
Emzirme yastığı: Annem emzirme yastığı alıp almamakta çok kararsız kalmıştı. Doğumuma 2 hafta kala Mothercare'den almışlar. Doğumla birlikte çok kullandık. Özellikle geceleri, uyku bedeni sarmış ve beden gayet güçsüzken, beni kucağında emzirmek için çok faydalandı.
Artık beslenme dakikalarında olmasa da, otururken bana yardımcı olmaya devam ediyor. Üstelik üzerinde çok şeker karakterler var. Bir ara acayip dikkatimi çekiyor ve beni oyalıyordu.

Dönence: Odamdaki en sevdiğim şey... Annem ve babam dönence konusunda çok araştırdılar ve en iyisinin Tiny Love Symphony olduğuna karar verdiler. Aslında daha yeni modelleri de artık var, ki şu modeli düşünmüşlerdi, ama benim doğumuma kadar satışına başlanmamıştı.
Tercih nedenlerini sıralayalım: Öncelikle dönence ben rahatlıkla görebileyim ve takip edebileyim diye mutlaka dikkat çekici, canlı renklere sahip olmalıydı; o bir oda aksesuarı değil, bir eğitim materyaliydi. O yüzden pastel renkli dönenceler ne kadar cazip ve sevimli gelse de, bu capcanlı renklere sahip olanını tercih ettiler. Ayrıca bir yenidoğan olarak sadece kırmızı-siyah ve beyaz renklerini görebildiğimden, üzerindeki helezon hunileri rahatlıkla seçebiliyordum. Dönen hayvanların yüzleri ise yukarıya ya da karşıya değil, aşağıda sırtüstü yatan bana bakıyordu.

İnanılmaz keyif alarak kullandım. Ama uyumak için değil. Bir sakinleştirici olamadı bana; daha çok bir uyaran görevi gördü. Aktivitelerim, gözlerimle takip etmek, ayaklarımı, kollarımı sallamak, ellerimle hayvancıklara uzanmak ve onları tutmak, parmaklarımla müzik butonlarına basmak ve müziğe eşlik etmekti. Çalan üç müzikten Bach'ı sevemedim; hiç rahatlatıcı değildi. Kumandası ve ışığı olsa daha iyi olur muydu diye annem zaman zaman düşünüyor ama bence gerek yok.
Artık kendisine yetişebildiğim için tehlikeli olmasın diye kullanamıyoruz ama çok özlüyorum.
Örümcek Rattle: En sevdiğim oyuncağım. Hala bayılıyorum. Annem ta hamileyken, Mothercare'den çok severek almış. Adı Itsy Bitsy. Siyah-beyaz uzun bacakları var. Sarı uzun antenleri, pofuduk gövdesi, gülen bir yüzü... Önceleri annem bacaklarından tutup aşağıya çekerdi; Itsy Bitsy de "bızz" diye sesle yukarıya çıkardı. Sonra el-göz koordinasyonum için alıştırma yapmak için annem onu tutmaya, ben de bacaklarından çekmeye başladım. Bir süre sonra bir elimle tutup diğer elimle bacaklarını çekmeye başladım. Bu arada, annem "Bir Baba Örümcek / Itsy Bitsy Spider" şarkısını söylüyor, ben ona eşlik ediyor(d)um; kahkaha attığım bir şarkı bu. Ayrıca hala daha uzun bacaklarını ağzımda emmeyi de çok seviyorum.

Ana Kucağı: Kesinlikle olmazsa olmaz bir oyuncak. Yoksa ben ne sürekli sırtüstü yatabilirim ne de kucakta kalabilirim.
Ana kucağı da hassas bir konu oldu evde. Kendi kendine bir butonla titreyen modeller piyasayı sarmışken, babam mutlaka benim etki-tepkiyi anlayabileceğim, benim hareket ettirdiğim bir model istiyordu. O modellerin mazide kaldığına karar vermiştik ki, annem bu güzel ana kucağını buldu: Fisher Price Kick&Play. Kendi kendine hareket ettirebiliyordum ve bunu görünce çok heyecanlanıyordum. Ben ellerimi tanımadan önce (ki hala da ellerime uzun uzun bakıp incelemişliğim olmadı), ayaklarımı kullanmayı öğrendim; anakucağım sayesinde. Ayaklarımın altına denk gelen yerde bir müzik ünitesi var. İsterseniz sürekli müzik çaldırabilirsiniz ama eğer bebeğinizin kendi kendine birşeyler keşfetmesini isterseniz, mutlaka self-music modunu seçmelisiniz. Ben bayıldım. İlk keşfettiğimde kahkaha atmıştım: ayağımı vuruyordum, müzik yapıyor, ışık yakıyordum; süper!!! Önündeki oyuncaklar başta ilgimi çekmedi ama sonra kafayı fena bozmuştum; sürekli uzanıp ağzımla tatlarına bakmak istiyordum. Bu fotoğrafta askıda pembe bir kurdele görürsünüz; işte uzanabileyim diye onu astılar, yoksa oyuncaklara uzanacağım diye devrilme tehlikesi yaşıyordum. Bilhassa benim gibi aktif bebekleri, aman dikkat, yalnız bırakmayın. Eğer illa ki titremesini istiyorsanız, bu modelin de önünde bir titretme butonu var; iki kez açtık, ben hiç sevmedim.

Atlet bodyler: Bahar ve yaz bebekleri için mutlaka Chicco diyorum. Süper ince bir yapısı var. Annem minik bir servet yatırdı: her boyundan, her türünden giydim. Yazın tiril tiril bir his veriyor. Mothercare'in de atletleri var ama daha kalın ve tok. Kış için Chicco ince kalır sanırım; Mothercare ideal olur.

Unibaby Yenidoğan Mendili: Hala daha ve daha uzun bir süre kullanacağım ıslak mendil. En hassas ciltler için. Artık yenidoğan olmasam da, kullanıyoruz. Annem ve babamın korkularından biri, benim pişik olmam. Altımın temiz ve ferah kalması konusunda bu ürüne çok güveniyorlar. Tek şüpheleri, katkısız, parfümsüz, yalnızca su demelerine rağmen, içindeki kokunun nasıl olduğu konusu bir muamma; pek de araştırmadılar gerçi. Doğduğumda önceleri ıslak temiz suda pamuk kullanıyorlardı ama suyu ve pamuğu sıcak tutmak gerekiyordu; günde 8-10 kez yalnızca kaka yapan bir bebek için zahmetli bir yol olmuştu.
Pahalı olduğu için, e-bebek'teki indirim fırsatlarını bekleyerek alın; böylece toplu alıyor ve az da olsa karlı çıkıyorsunuz. Pişikten korunmak için her kakadan sonra mutlaka popoyu yıkamayı unutmayın; gece boyu bezde kalan popoyu sabah bir süre açık bırakın, bol kremleyin.
Kitubi, ilk 3 ay en çok neleri kullanmış; lütfen buraya da bakın.
Sonraki aylar için;
4-6 ay
6-9 ay
9-12 ay
Emzirme yastığı: Annem emzirme yastığı alıp almamakta çok kararsız kalmıştı. Doğumuma 2 hafta kala Mothercare'den almışlar. Doğumla birlikte çok kullandık. Özellikle geceleri, uyku bedeni sarmış ve beden gayet güçsüzken, beni kucağında emzirmek için çok faydalandı.
Artık beslenme dakikalarında olmasa da, otururken bana yardımcı olmaya devam ediyor. Üstelik üzerinde çok şeker karakterler var. Bir ara acayip dikkatimi çekiyor ve beni oyalıyordu.

Dönence: Odamdaki en sevdiğim şey... Annem ve babam dönence konusunda çok araştırdılar ve en iyisinin Tiny Love Symphony olduğuna karar verdiler. Aslında daha yeni modelleri de artık var, ki şu modeli düşünmüşlerdi, ama benim doğumuma kadar satışına başlanmamıştı.
Tercih nedenlerini sıralayalım: Öncelikle dönence ben rahatlıkla görebileyim ve takip edebileyim diye mutlaka dikkat çekici, canlı renklere sahip olmalıydı; o bir oda aksesuarı değil, bir eğitim materyaliydi. O yüzden pastel renkli dönenceler ne kadar cazip ve sevimli gelse de, bu capcanlı renklere sahip olanını tercih ettiler. Ayrıca bir yenidoğan olarak sadece kırmızı-siyah ve beyaz renklerini görebildiğimden, üzerindeki helezon hunileri rahatlıkla seçebiliyordum. Dönen hayvanların yüzleri ise yukarıya ya da karşıya değil, aşağıda sırtüstü yatan bana bakıyordu.
İnanılmaz keyif alarak kullandım. Ama uyumak için değil. Bir sakinleştirici olamadı bana; daha çok bir uyaran görevi gördü. Aktivitelerim, gözlerimle takip etmek, ayaklarımı, kollarımı sallamak, ellerimle hayvancıklara uzanmak ve onları tutmak, parmaklarımla müzik butonlarına basmak ve müziğe eşlik etmekti. Çalan üç müzikten Bach'ı sevemedim; hiç rahatlatıcı değildi. Kumandası ve ışığı olsa daha iyi olur muydu diye annem zaman zaman düşünüyor ama bence gerek yok.
Artık kendisine yetişebildiğim için tehlikeli olmasın diye kullanamıyoruz ama çok özlüyorum.
Örümcek Rattle: En sevdiğim oyuncağım. Hala bayılıyorum. Annem ta hamileyken, Mothercare'den çok severek almış. Adı Itsy Bitsy. Siyah-beyaz uzun bacakları var. Sarı uzun antenleri, pofuduk gövdesi, gülen bir yüzü... Önceleri annem bacaklarından tutup aşağıya çekerdi; Itsy Bitsy de "bızz" diye sesle yukarıya çıkardı. Sonra el-göz koordinasyonum için alıştırma yapmak için annem onu tutmaya, ben de bacaklarından çekmeye başladım. Bir süre sonra bir elimle tutup diğer elimle bacaklarını çekmeye başladım. Bu arada, annem "Bir Baba Örümcek / Itsy Bitsy Spider" şarkısını söylüyor, ben ona eşlik ediyor(d)um; kahkaha attığım bir şarkı bu. Ayrıca hala daha uzun bacaklarını ağzımda emmeyi de çok seviyorum.
Ana Kucağı: Kesinlikle olmazsa olmaz bir oyuncak. Yoksa ben ne sürekli sırtüstü yatabilirim ne de kucakta kalabilirim.
Ana kucağı da hassas bir konu oldu evde. Kendi kendine bir butonla titreyen modeller piyasayı sarmışken, babam mutlaka benim etki-tepkiyi anlayabileceğim, benim hareket ettirdiğim bir model istiyordu. O modellerin mazide kaldığına karar vermiştik ki, annem bu güzel ana kucağını buldu: Fisher Price Kick&Play. Kendi kendine hareket ettirebiliyordum ve bunu görünce çok heyecanlanıyordum. Ben ellerimi tanımadan önce (ki hala da ellerime uzun uzun bakıp incelemişliğim olmadı), ayaklarımı kullanmayı öğrendim; anakucağım sayesinde. Ayaklarımın altına denk gelen yerde bir müzik ünitesi var. İsterseniz sürekli müzik çaldırabilirsiniz ama eğer bebeğinizin kendi kendine birşeyler keşfetmesini isterseniz, mutlaka self-music modunu seçmelisiniz. Ben bayıldım. İlk keşfettiğimde kahkaha atmıştım: ayağımı vuruyordum, müzik yapıyor, ışık yakıyordum; süper!!! Önündeki oyuncaklar başta ilgimi çekmedi ama sonra kafayı fena bozmuştum; sürekli uzanıp ağzımla tatlarına bakmak istiyordum. Bu fotoğrafta askıda pembe bir kurdele görürsünüz; işte uzanabileyim diye onu astılar, yoksa oyuncaklara uzanacağım diye devrilme tehlikesi yaşıyordum. Bilhassa benim gibi aktif bebekleri, aman dikkat, yalnız bırakmayın. Eğer illa ki titremesini istiyorsanız, bu modelin de önünde bir titretme butonu var; iki kez açtık, ben hiç sevmedim.

Atlet bodyler: Bahar ve yaz bebekleri için mutlaka Chicco diyorum. Süper ince bir yapısı var. Annem minik bir servet yatırdı: her boyundan, her türünden giydim. Yazın tiril tiril bir his veriyor. Mothercare'in de atletleri var ama daha kalın ve tok. Kış için Chicco ince kalır sanırım; Mothercare ideal olur.

Unibaby Yenidoğan Mendili: Hala daha ve daha uzun bir süre kullanacağım ıslak mendil. En hassas ciltler için. Artık yenidoğan olmasam da, kullanıyoruz. Annem ve babamın korkularından biri, benim pişik olmam. Altımın temiz ve ferah kalması konusunda bu ürüne çok güveniyorlar. Tek şüpheleri, katkısız, parfümsüz, yalnızca su demelerine rağmen, içindeki kokunun nasıl olduğu konusu bir muamma; pek de araştırmadılar gerçi. Doğduğumda önceleri ıslak temiz suda pamuk kullanıyorlardı ama suyu ve pamuğu sıcak tutmak gerekiyordu; günde 8-10 kez yalnızca kaka yapan bir bebek için zahmetli bir yol olmuştu.
Pahalı olduğu için, e-bebek'teki indirim fırsatlarını bekleyerek alın; böylece toplu alıyor ve az da olsa karlı çıkıyorsunuz. Pişikten korunmak için her kakadan sonra mutlaka popoyu yıkamayı unutmayın; gece boyu bezde kalan popoyu sabah bir süre açık bırakın, bol kremleyin.
Kitubi, ilk 3 ay en çok neleri kullanmış; lütfen buraya da bakın.
Sonraki aylar için;
4-6 ay
6-9 ay
9-12 ay
18 Ekim 2009 Pazar
Eve dönüş...
Bugün ayaklarımız geri geri evimize döndük. Yuvamız olmasa niye dönelim zaten.
Şimdi ben mışıl mışıl uyuyorum.
Sabahtan büyükannem geldi annaneme. Ben onu çok seviyorum. Öyle yumuşak sesi, öyle derin yeşil gözleri var ki, içim huzur doluyor; gülüyorum, kahkaha atıyorum. Umarım daha uzun yıllar birlikte oluruz. Büyükannemi tanımak ve hatırlamak istiyorum.
Annanem bu sefer armut diye bir meyve yedirdi bana. Sevdim tadını. Umarım sabah yaşadığım şeyi bir daha yaşamam. Offf çok zordu, kaka yapmak bu sefer. Çok sinirlendim. Ikındım, sıkıldım, pofff; çıkmıyor. Sinirlendim, çığlıklar attım, olmadı. Sonra biraz masajla başardım. Tüm suç, muzunmuş; ben inanmıyorum, tadı çok güzel, böyle güzel bir şey hiç bana sıkıntı verir mi.. Kandırıyorlar sanki beni. Neyse armut güzeldi. Üstelik hep beraber yemek masasındaydık. Annem ağzına kaşık alıyor, ben de alıyordum ona baka baka. Çok keyif aldım. Ananem hızını alamadı, tıka basa doldurmaya yeltendi; dur-dur-dumm.. Tabii ki emmeyi bırakıyorum, armutu mu bırakmayacağım.
Eve dönüş yolunda herkes çok yoruldu. Ben uyumayı sevmiyorum yolda; benim bir depo dolusu enerjime karşı çırpınışları annemi de yordu. Artık sıkılıyorum yolda. Zaten koltuğuma oturmaktan da hiç hoşlanmıyorum. Bir o köşe, bir bu köşeye atlıyorum. Keşke yerde oyun halim olsa da özgürce yuvarlansam.
Şimdi ben mışıl mışıl uyuyorum.
Sabahtan büyükannem geldi annaneme. Ben onu çok seviyorum. Öyle yumuşak sesi, öyle derin yeşil gözleri var ki, içim huzur doluyor; gülüyorum, kahkaha atıyorum. Umarım daha uzun yıllar birlikte oluruz. Büyükannemi tanımak ve hatırlamak istiyorum.
Annanem bu sefer armut diye bir meyve yedirdi bana. Sevdim tadını. Umarım sabah yaşadığım şeyi bir daha yaşamam. Offf çok zordu, kaka yapmak bu sefer. Çok sinirlendim. Ikındım, sıkıldım, pofff; çıkmıyor. Sinirlendim, çığlıklar attım, olmadı. Sonra biraz masajla başardım. Tüm suç, muzunmuş; ben inanmıyorum, tadı çok güzel, böyle güzel bir şey hiç bana sıkıntı verir mi.. Kandırıyorlar sanki beni. Neyse armut güzeldi. Üstelik hep beraber yemek masasındaydık. Annem ağzına kaşık alıyor, ben de alıyordum ona baka baka. Çok keyif aldım. Ananem hızını alamadı, tıka basa doldurmaya yeltendi; dur-dur-dumm.. Tabii ki emmeyi bırakıyorum, armutu mu bırakmayacağım.
Eve dönüş yolunda herkes çok yoruldu. Ben uyumayı sevmiyorum yolda; benim bir depo dolusu enerjime karşı çırpınışları annemi de yordu. Artık sıkılıyorum yolda. Zaten koltuğuma oturmaktan da hiç hoşlanmıyorum. Bir o köşe, bir bu köşeye atlıyorum. Keşke yerde oyun halim olsa da özgürce yuvarlansam.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)