Uzun, ince bir yoldayım...

Lilypie Fourth Birthday tickers

17 Nisan 2009 Cuma

Annemin karnında...



Annemin karnındaki hikayemle başlamak istiyorum.

Annem ve babam varlığımı öğrendiklerinde sevinçten ağlamışlardı. Babam askerdeydi o sıra; annem de yoğun iş temposunda bunalıyordu. Varlığım onlara bir sürpriz, bir neşe kaynağı oldu.

Koşarak doktora gittiler; annemin doktoru sevgili Kağan amcaydı. Bizimle 40 hafta boyunca maratonu sağlıklı ve mutlu biçimde bitirmemizi sağladı. Kendisine çok teşekkür ediyoruz.

İlk 12 hafta annemle ben başbaşaydık; birbirimize iyi bakıyorduk. Annem yoğun çalışıyordu, eve gelince de sürekli uyuyordu; ben de annemi bulantı gibi şeylerle rahatsız etmiyordum. Annem bazen gereksiz strese girdiği de oluyordu; bu halleri beni geriyordu tabii. Sonra beni düşünüp hemen kendini toparlıyordu.

Babamın da aramıza katılmasıyla daha mutlu olduk. Varlığımı, diğer sevdiğimiz kişilerle paylaşmaya başladık. Mutluluğumuz paylaştıkça büyüyordu. Annemle babamın ellerinde ultrason fotoğrafları, ceplerinde her ay yenilenen kısa filmlerim kapı kapı geleceğimi müjdeliyorlardı; herhalde birçok insanı da baymışlardır bu süreçte.

Mutluluğun katbekat artması, annemin yakın arkadaşlarının da peşpeşe arkadaş getireceği haberiyle gerçekleşti. Ben Nisan'da dünyaya gelecektim; arkadaşlarımsa Mart, Mayıs, Haziran ve Temmuz'da.

19 Nisan duedate olarak görünüyordu. Yani, annemle aynı gün doğma olasılığım yüksekti. Babam bana ilk günlerden itibaren telkinlerde bulunmaya başladı: "15 nisanda doğ bebeğim, 15 nisanda doğ bebeğim" diye. Oysa annem o günü sancı çekmek yerine anne olarak kutlamayı yeğliyordu. Hangi gün doğacağımı zaman gösterecekti; kader kısmet...

Annem o aralar patates kızartmasına bayılıyordu, yoksa ben mi? Zamanla meyveye düşkün olmaya başladık; nar, kestane, ayva en sevdiğimiz sonbahar meyveleriydi.

Annem haliyle kilo almaya başladı; başlarda da sıkıntı yaşamadığından kilo da vermemişti. Hedef +14 kiloydu. Annemin aldığı kilolar çevresindekilerce takdir edilir oldu; yüzü aydınlanmıştı, aldığı kiloları belli etmiyordu, tümü göbeğine ve sonra da sırtına depolanıyordu. Hatta bu görüntü cinsiyetim hakkında spekülasyonlara neden oldu çok uzun bir süre.

Bizim ev, babaannemler ve anneannemler olmak üzere üç evde de "kız olsun" dileği vardı. Annem hep ilk çocuğunun kız olmasını istermiş (demek ki ortada abla olma olasılığım var), babamsa her bir kız kardeş istermiş, olmamış. Anneannem kız olsun ki, rahat büyüsün der dururdu; babaannem ve dedem de kızımız olmadı, kız torunla çok mutlu oluruz diyorlardı. Bir yandan annemin içi tuhaf oluyordu; ben hissedebiliyordum: kız ya da erkek, göbeğini okşarken birinden diğerine seçim yapmayı aklından geçirmiyordu.

Cinsiyetimin %99.9 belli olmasıyla birlikte minik minik hazırlıklar başladı; anneannem güzel şeyler ördü, nefis şeyler diktirdi; babaannemse harika kıyafetler hediye etti bana. Annemle babam ağırdan almayı tercih ettiler; çünkü önce anne-baba olmayı öğrenmeleri gerekiyordu.

Bu çabayla, çeşitli araştırmalar yaptılar; kurslara katıldılar. Amerikan Hastanesi'ndeki kursla başladı önce, yetmedi; Ayşe teyzemin seminerlerine katıldılar. Olayı o kadar ciddiye almışlardı ki, üniversitede derslere devamsızlıktan kalan babam bile her haftasonu hazır ve nazır durumdaydı. Nefes egzersizleri, banyo ve ilkyardım uygulamaları derken epey şey öğrendiler. Öğrenme bahane; bir çift olarak ortak şeyler paylaşmaktan, diğer ailelerle buluşmaktan keyif alıyorlardı.

Bu buluşmalarla birlikte, zaman ilerliyordu. Odamın hazırlığı için vakit gelmişti. Onlar pratik şekilde bir tasarım hayal ederlerken, ortaya tamamen "baby girl" bir oda ortaya çıktı. Onlar da bu noktaya nasıl geldiklerini anlamadılar; hala da anlamış değiller.

Bir diğer önemli konu ise normal doğumu başarıyla ve rahatlıkla yaşayacakları bir ortam bulmaktı. Doktor amcam bizimkilere birkaç alternatif sundu; son ana kadar bir seçim yapamadılar.

Annemin iş ortamı hala stresliydi; koordinasyon, zaman baskısı gibi faktörler işini zorlaştırıyordu. Ve bu histen kaçmak için en güzel yöntem, beni sevmekti. Her akşam eve geldiğinde, herşeyi unutuyor, yalnız ve yalnız beni düşünüyordu. Elleri sürekli göbeğindeydi; benimle saklambaç oynuyor, sohbet ediyordu. Güzel vakit geçiriyorduk. Misler gibi de uyuyorduk birlikte. Babam her akşam telkinlerine artırarak devam ediyordu: "15 nisanda doğ kızım"; "ba-ba-ba-baa-ba-ba" gibi.

Baharın yaklaşmasıyla birlikte annem ve ben çileğe düşkün olduk. Her akşam koca bir tabak yemeden duramıyorduk.

Annemin karnındayken diğer sevdiğim şeyler Nutella, muz, süt ve dondurma idi. Hele Kağan amcama gittiğimiz her ay Şükran Hemşire'nin ikram ettiği dondurma.. hhmmm.. nefisss...

Vakit yaklaştıkça, Kağan amcam anneme son kararını sordu: normal doğumla devam edecektik; sağlık ve kararlılık açısından bir manimiz yoktu. Annem 37 haftamızı doldurduğumuzda izin aldı; artık evimizde benim gelişimi bekleyecektik.

Hiç yorum yok: