Uzun, ince bir yoldayım...

Lilypie Fourth Birthday tickers

24 Temmuz 2009 Cuma

Zonguldak, Mevlit ve ben


Annemin içi rahat etmedi. Benim dünyaya gelişimi kutlaması (şükran mahiyetinde) gerekiyordu. İstanbul'da konu komşu, yol yordam kolay bulunamadığından anneannemi bu işle görevlendirdi. Biz henüz İstanbul'dayken, kurbanımız kesilmişti bile. Bugün de Kur'an okundu, Allah'a hamd edildi. Gerçi ben uyudum ama evdeki elektrik gayet güzeldi. Eve gelen teyzelerin benim için getirdiği hediyeler de cabası. Anneannemi çok seviyorlarmış anlaşılan :)

Allah bizi hiç ayırmasın, hep sağlıklı ve mutlu olalım. Amin.

17 Temmuz 2009 Cuma

Annem der ki: Anne olmak...

Misis'in annesi der ki;

Anne olmak... Bu aralar herkes bu soruyu soruyor bana: Anne olmak nasıl bir duygu?

Ben bir cevap buldum; kendimce, çok özel:
"Anne olunca anladım ki, annelik, göz pınarında bekleyen iki damla yaşmış." ... Ansı

15 Temmuz 2009 Çarşamba

İlk macera...

28 Haziran'da, yani ben henüz 2,5 aylıkken, annemin iddiası ilk dişimi gördüğü yönündeydi. Onu destekleyen kişiler de vardı: babaannem, dedem, babam, dadım, Günay halam... Hepsi gördüler ilk dişimi. Hatta annem bana beyaz bir hediye alacaktı. Anneannem de diş buğdayı partisi düzenleyecekti. Taaattaaaaam...
Bugün doktor amca dişimi göremedi. Işık tuttu, inceledi. Annem ısrar etti. Yok ve yok... Bir sürpriz... Herkes çektiğim ve çekeceğim sıkıntılar için üzülüyorken, şimdi dişim kayboldu diye hayal kırıklığı yaşadılar. Herşeyden öte hepsi yalancı çıktııı!
Annem bir kitap kurdu, enerjisi bitmek tükenmeyen bir araştırmacı olduğundan, her yerin altını üstüne getirdi ve "floating teeth" denen bir kavramla tanıştı. Evet, benim gibi bebekler oluyormuş; dişi çıkıyor, ardından diş eti kabararak dişini saklıyormuş. Tabii bu bilginin tasdiklenmesi gerekiyordu; annem kendi diş doktoruyla görüştü, bir uzman ve anne olarak. Ebru teyze, bunun olabileceğini, bu tip durumlarla karşılaştıklarını söyledi; dişimin çıkıp çıkmadığını bundan sonra takip edecekmişiz.
Ama gerçekten çok kaşınıyor, çok sulanıyor... sıkıntım büyük.

12 Temmuz 2009 Pazar

Yeni oyuncağım

Annem ve babam bir süredir benim için güzel bir anakucağı arıyorlar. Kucak faslına son verebilmek için.

Bu ürünü alana dek, annem ve babam çok araştırdı. Montessori'nin başlıca kurallarından olan "kontrol edebilme" yeteneğimi köreltmesin diye, kendinden titreyen, yanıp sönen bir anakucağını tercih etmediler. Yani onların çocukluğundaki basit model işimizi görecekti. Ancak piyasada hep bu tür ürünlere rastladılar. Sonunda tesadüfen de olsa, Mothercare Fisher Price Kick&Play'e rastladılar.
Annem satın aldığında tam istedikleri gibi olduğundan da emin değildi. Eve gelip kurunca bayıldılar.


Peki ben? Ben çoook sevdim, bayıldım. Üç haftadır üstündeyim. 3 modu var: 1)sessiz sedasız, yalnızca kendimce sallandığım 2) devamlı müzik çalıp yanardönerli ışık saçan 3) benim ayaklarımla müzik yaptığım, ışık yarattığım. En çok 3.yü yani müzik ve ışık yapmayı sevdim: ayaklarımı tepiyorum, ses çıkıyor. Bunu annem bile yapamıyor. Siz hiç ayağınızla müzik yaptınız mı?

Fotoğraftaki topum da yeni. Dokununca pütür pütür bir his veriyor. Elimden de kaymıyor. İlk topum bu benim. Bu fotoğraf da bir topu ilk defa ele alışımı anılaştırmış.

Faydalar: ana kucağı: El-göz koordinasyonu, neden-sonuç ilişkisi, ayak kontrolü; top: dokunma hissi, ince motor (kavrama)

6 Temmuz 2009 Pazartesi

Anneye mi, babaya mı benziyor?

Benim için de, tüm bebekler gibi, doğduğumdan beri, bu soru soruldu, soruluyor.

Sanırım bu resim cevap için yeterli olur. Benim için gayet güzel, tam istediğim gibi :)

1 Temmuz 2009 Çarşamba

Ben bir kucak kuzusuyum.

Doğdum kucak kuzusu oldum; hala kucak kuzusuyum.

İlk haftalarda hani anne kokusuna düşkünlüğümden, annem çok dramatik bulmamıştı bu davranışımı. Ama artık 3.ayım yarılandı ve bu bir alışkanlık haline geliyor. Yine de dert etmiyor annem, empati yaparak bugünlerin değerini anlamaya çalışıyor; daha kaç yıl anne kucağında durabileceğim ki!

Benimleyken mutlaka kucakta olmalıyım. Öyle oturamazsınız da; ayakta olmalısınız ya da otururken elime bir şeyler vermelisiniz. Ayaktayken de bir takım kurallarım var. Önceleri içe dönük durmayı seviyordum, hani anne kokusu hesabı. Artık dışa dönük olmak daha güzel. Annem, teyzem hasbel-kader içe dönük tutarlarsa, başlıyorum söylenmeye: annnnnnyyyeeee-eeyy-eyyy-vııııyyy...

Gün içinde beni oyalamak için önce annem, şimdi Zeynep teyzem inanılmaz uğraşıyor. Kucaktayım çoğunlukla; sonra ana kucağımda ayaklarımla çılgınca müzik yapmayı seviyorum, ama en fazla 15 dakika. Sonra yine kucak.


Oyun halısını pek sevmedim; ilgimi çekmiyor diyeyim. Annem bebek arabasını da boşuna aldığını düşünüyor; 10 kere binmedim. Evde, dışarıda, arabada hep kucaktayım.

Annem bırakıyor beni minderime; başlıyorum debelenmeye. Başımı kaldırıp ellerimle kendimi yukarı çekiyorum da annem korkudan almak zorunda kalıyor. Zeynep teyzem bir sürü şarkı biliyor; onları dinliyorum bir de; yine kucakta tabii.

Kilo alışım bu kadar hızlı olduğunu düşündükçe, annem bir an önce emeklemeye başlamamı istiyor.

Bence yatmak yalnızca uyku için olmalı :)